14 Nisan 2012 Cumartesi

Denizel Ekosistemler (= Marine ecosystems) ve Önemi

Ekosistem; yaşamları ve varlıkları birbirine bağlı veya birbirini destekleyen canlıların oluşturduğu bir düzendir. Sular ve çevresinde sulara ve suda yaşama bağlı olarak oluşmuş ekosistemlere sucul ekosistem denir.

Denizel ekosistemler sucul ekosistemleri arasında en büyüğüdür. Okyanusları, tuzlusu bataklıkları ve gelgit alanlarını, haliçler ve lagünleri, mangrov ormanları ve mercan resiflerini, denizlerin derinliklerini ve deniz tabanını kapsar.
Denizel ekosistemler daha düşük tuz içeriğine sahip tatlı su ekosistemlerinden oldukça farlıdır. Deniz suları Dünya yüzeyinin üçte ikisini kaplar. Bu alanlarda bitki yaşamının hayvan yaşamını veya tam tersine hayvan yaşamının bitkilerin yaşamını besin zinciriyle desteklediği bir düzen olduğu için ekosistem olarak kabul edilirler.

Deniz ekosistemleri, hem deniz hem de karasal çevrenin genel sağlığı için çok önemlidir. WRC (World Resource Center) e göre kıyısal yaşam alanları tek başına bütün denizel biyolojik üretimin yaklaşık 1/3 ünden sorumludur ve acısu ekosistemleri (yani; tuzlusu bataklıkları, deniz çayırları, mangrov ormanları) yer yüzünün en verimli bölgelerinden biridir. Ayrıca, mercan resifleri gibi diğer deniz ekosistemleri dünyada deniz biyoçeşitliliğine en yüksek düzeyde gıda ve barınak sağlar.

Deniz ekosistemlerinin genellikle büyük bir biyo çeşitliliğe sahip olduğu ve istilacı türlere karşı iyi bir direnç gösterdiği düşünülmektedir (her yeni gelecek canlının bir tüketicisi mevcuttur ya da gelişir) . Ancak, çalışmalarda ortaya çıkan sonuçlar her zaman önde gelen araştırmacılar tarafından bir istilanın başarısını belirlemekten sorumlu mekanizmalar hakkında ortaya koydukları bu teoriye uygun olmadığını göstermektedir (mesela Akdenizdeki balon balığı ve diğer lesepsiyen balık türleri ve zehirli yosun istilası).


KARADENİZ

Güneydoğu Avrupa ile Anadolu yarımadası arasında yeralan kuzeyinde Ukrayna, kuzeydoğusunda Rusya, doğuda Abhazya ve Gürcistan; güneyde Türkiye ve batıda Romanya ve Bulgaristanla çevrili, Atlantik Okyanusu'na Akdeniz, Ege Denizi ve Marmara Denizi aracılığıyla bağlanan bir iç denizdir. İstanbul boğazı vasıtasıyla Marmara, Kerç boğazı Azak Denizi'ne bağlanmaktadır.

Karadeniz, 8 bin 350 kilometre kıyı şeridine sahip, 461.000 km² alan kaplayan (Azak Denizi dahil, Marmara Denizi hariç), en geniş yeri doğudan batıya 1.175 km, en derin noktası 2.210 m olan, Marmara Denizi vasıtasıyla Ege Denizi’ne bağlanan, batıdan doğuya böbrek formunda bir denizdir.

Tuzluluk oranı %1,8 dolayındadır. M.Ö. 6'ıncı binyıla dek bir tatlı su gölü olan Karadeniz, bu tarihten sonra tuzlu bir denize dönüşmüştür.

Avrupadan beş büyük ırmak Karadeniz'e dökülür:
Dinyeper, Dinyester, Don Irmağı, Kuban Irmağı, bütün doğu ve orta Avrupa’yı kapsayan Tuna.
Tuna tek başına her yıl 203 kilometre küp tatlı suyu Karadeniz’e taşır. Bu miktar Kuzey Denizi’ne akan bütün tatlı sulardan fazladır.
Türkiye'den ise belli başlı dört ırmak Karadeniz'de sonlanır: Sakarya, Kızılırmak, Yeşilırmak ve Çoruh.

Bu denize dökülen Avrupa ve Asya akarsularıyla birlikte Karadeniz havzasının alanı denizin kendisinden 5 kat daha geniştir ve yaklaşık 2.2 milyon km2'dir. Karadeniz ve Çevre tuzluluk oranı oldukça fazladır.

Karadeniz'in flora ve faunası evsel ve endüstriyel kirlenme nedeniyle her geçen gün fakirleşmektedir.


KARADENİZ ve KIYILARINDAKİ ÖZEL EKOSİSTEMLER


Dünyadaki her denizin kıyılarında delta, bataklık ve benzeri ekosistemler bulunur. Fakat Karadeniz kıyılarındaki deltalar, delta gölleri, subasan ormanlar (longoz) çok daha özel biyolojik çeşitlilik ve çevresel düzen bakımından önemli alanlardır.
Yine Karadeniz derin sulardaki H2S gazına rağmen, giderek yok olan deniz dibi midye bankları ve sığ sırtlar ve derin kuyulardan oluşan bangoz sistemiyle özel bir öneme sahiptir.
Kıyılardaki sulak alanlar Avrupa ve Sibiryadan Afrikaya olan kuş göç yollarının üzerindedir. Bu nedenle önemli kuş yaşam alanlarıdır. Fakat tarımsal kullanım amacıyla bataklıklar ve göllerin kurutulması ve yine tarımda kullanılan gübre ve ilaçlar nedeniyle göçmen ve yerli kuş populasyonları da büyük yara almıştır.


H2S (HİDROJEN SÜLFÜR = KÜKÜRTLÜ HİDROJEN)

Irmaklardan gelen organik madde miktarı deniz suyundaki bakterilerin normalde ayrışabileceğinden daha fazla olduğundan, bakteriler deniz suyunda normalde bulunan çözünmüş oksijen yerine deniz suyunun bir bileşeni olan sülfür iyonlarından oksijeni temin ederler. Bu işlemin sonucunda ortaya son derece zehirli hidrojen sülfür (H2S) gazı çıkar ve 200 metrenin altında yaşamı engeller.

Karadeniz dünyanın en büyük hidrojen sülfür rezervidir. 150-200 metre arasında değişen derinliklerin altında yaşam yoktur. Suda oksijen bulunmaz ve H2S yüklüdür. Hidrojen Sülfür bulunduğu yerdeki tüm eko sistemi öldürür, sahil balıkçılığını yok eder ve eğer yüzeye çıkarsa gemilerin altını yarattığı kimyasal bileşimle siyah renge boyar.

Özellikle Tuna Nehri tüm Orta ve Doğu Avrupa ile Balkanlar'ın endüstri ve evsel atık sularının boşaltıldığı bir yüzeysel su olup, doğal yaşam için ölümcül miktarda organik ve inorganik maddeyi Karadeniz'e getirmekte kirlilik oradan Boğazlar yoluyla da Marmara Denizi'ne taşınmaktadır.

İSTİLACILAR VE MİSAFİRLER
1980'lerin ortasında bir geminin balast suyu ile Karadeniz'e gelen ve orijini Doğu Amerika kıyıları olan Mnemiopsis leiydi (Taraklı deniz anası) adlı canlı türünün doğal düşmanı olmadığı için Karadeniz'i istila etmiş, balık larvalarının temel besinleri olan zooplanktonları ve bizzat balık larvalarını yiyerek balık sayısında önemli oranda düşme yaşanmasına sebep olmuştur.
Daha sonra gelen başka bir taraklı medüz (Beroe ovata) bir önceki taraklı medüzü baskı altına alarak hamsi ve çaça balığının yok oluşunu önlemiştir.

DOĞAL YAŞAM

Tür çeşitliliği açısından zengin olmayan Karadenizde üç tür yunus (tırtak (Delphinus delphis), mutur (Phocoena phocoena) ve afalina (Tursiops truncatus)) ve su samuru (Lutra lutra) yanında günümüzde yok olduğu düşünülen Akdeniz Foku (Monachus monachus) olmak üzere 5 tür memeli yaşar.

Günümüzde palamut ve lüferle sınırlı kalan Akdeniz göçmeni balıklar arasında 40 yıl önce orkinoz, kılıç, uskumru, kolyoz gibi türleri de saymak mümkündü.
Ekolojik sorunlar yüzünden günümüzde Karadeniz kökenli mersin balıkları, uskumru, orkinoz, kılıç balığı kaybolmuş, kalkan, çivisiz kalkan, pisi, kırlangıç, bakalyaro, minekop, yerli kefaller (altınbaş ve has kefal), mahmuzlu camgöz, palamut ve lüfer miktarı azalmış hamsi, çaça ve istavrit ise soyunu korumuştur.
Dünyanın en lezzetli ve kıymetli hamsisi olan Karadeniz hamsinin ortalama boy ve ağırlığı azalmış ve stok dengesi bozulmuştur. İstavrit balığı stoğu ise daha dengesiz hale gelmiştir.

Önümüzdeki kısa dönem içerisinde balık stoklarının korunması yönünde önlem alınmaz ise Karadeniz çoğu zehirli plankton ile deniz anası gibi balık dışı organizmalardan ve sudan oluşan kirli bir çorbaya dönecektir.
Bunun önlenmesi için çevre kirliliği yanında özellikle düzensiz balık avcılığı konusunda mutlak önlemler alınması gerekir.

Vikipedideki ilgili sayfadan değiştirilip geliştirilerek hazırlanmıştır.

25 Şubat 2012 Cumartesi

Kıyı Balıkçılığının Balıkçılık Sektörü ve Balık Stokları Açısından Önemi

GELENEKSEL ve KIYI BALIKÇILIĞININ BALIKÇILIK SEKTÖRÜ VE BALIK STOKLARI AÇISINDAN ÖNEMİ

1- Kıyı Balıkçılığı nedir?

Balıkçılık; açıkdeniz, kıyı ötesi ve kıyı balıkçılığı olmak üzere üç ana sınıfa ayrılır.

Bu sınıflandırmanın temeli balıkçı teknelerinin avlandıkları saha ile barındıkları liman arasındaki mesafe yani “balıkçılık menzili”dir. Balıkçılık menzili kullanılan av araçlarından çok teknelerin kapasitesini ve avlanan balıkların muhafaza şeklini etkiler. Yani hem kıyı, hem kıyı ötesi hem de açık deniz balıkçılığında paraketa kullanılabilir, fakat kıyıda paraketa kullanan tekne 5-10 m arasında boya sahipken, açık deniz tekneleri 100 m ye kadar olabilir.

Kıyı balıkçıları günübirlik av yapıp, avladıkları ürünü hiçbir işleme tabi tutmadan taze olarak limana getirirler. Oltalardan trol ve gırgıra kadar her türlü av aracını kullanabilirler. Tekneleri, güverte üstü ve köprüüstü donanımları nispeten basit olup, kullandıkları av araçları diğerlerine göre daha küçük boyutlarda ve düşük kapasitelidir.

Açıkdeniz tekneleri ise aynı av araçlarının daha büyük kapasitelilerini kullanırlar. 3-6 ay denizde kalacak şekilde yakıt ve su deposu, kumanya ve yedek parça stoğuna sahip olurlar. Avladıkları balıkları tuzlayarak, kurutarak, konserve ederek veya derin dondurarak işleyebilirler ve yüzlerce ton ürünü depolayacak büyük ambarları bulunur. Bu durum açık deniz teknelerinin masraflarının karşılanması için daha verimli av sahalarında çalışmalarını ve daha çok balık avlamalarını zorunlu kılar.
2- Ülkemizde Balıkçılığın Durumu

Av sahalarının limanlara uzaklığı bakımından hemen hemen tüm balıkçılığımız kıyı ve kıyıötesi balıkçılığı kapsamına girer. Fakat kullanılan teknelerin büyüklük ve kapasiteleri açık deniz tekneleri seviyesindedir. Dün basit donanımlara sahip 20-24 m boyunda teknelerle avlanan balık bugün 50 metreyi aşan boydaki uzay teknolojisine sahip teknelerle avlanmaya çalışılmaktadır. Bu mesnetsiz büyüme, gerek endüstriyel balıkçılar arasında, gerekse endüstriyel balıkçıyla kıyı balıkçıları arasında acımasız bir rekabete neden olmuştur.
Su ürünlerinin değerlenmesi, talebin artması, takımların yüksek kapasiteli olması ve yüksek kazançlar nedeniyle hem yerleşik türlerin hem de göçmen balıkların stokları blinçsiz ve ölçüsüzce sömürülmeye başlanmıştır. Balık avcılığı 1980 li yılların ortasında sahip olunan bilgi ve yetenekler ölçüsünde erişebileceği en yüksek miktara ulaşmış ve sonraki yıllarda bazı türlerin stokları tükenmiş ve genelde av miktarı giderek azalmıştır.
3- Sorunların Temel Nedenleri

Balıkçılar yaptıkları aşırı avcılık için; ben avlamasam başkası avlar, biz avlamayalım da Yunan mı avlasın, yunuslar da aşırı çoğaldı, masrafların karşılanması gerekiyor, bu tekneden kaç boğaz doyuyor biliyor musunuz... gibi pek çok geçersiz bahane arkasına sığınmıştır. Getirilen düzenlemelere riayet edilmemiş, siyasi ve maddi güçlerini, siyasetçi, bilim adamı ve bürokratların zaafiyetlerini kullanılarak sınırlamalar sürekli delinmiş veya engellenmiştir. Kişisel hatalar, yanlış yatırımlar, kötü işletmecilik ve para yönetimi nedeniyle meydana gelen maddi kayıplar ucuz kredi ve teşvikler, yakıt sübvansiyonu gibi doğrudan ve dolaylı desteklerle savuşturulmuştur. Böylece tüm ülkeye ait doğal kaynakları tüketen araçların maddi külfeti de vatandaşın sırtına yüklenmiştir. Balıkçılığa aktarılan bu kaynaklar belli grupların daha da güçlenmesine ve haksız isteklerinin durdurulamaz hale gelmesine neden olmuştur.
Bu gidişin yanlış ve yapılanın bir tür harakiri olduğu bugün bile hala anlaşılamamıştır. Daha düşük maliyetle daha “uygun” kazanç elde etmenin yollarını aramak yerine, hâla teknelere ve ağlara boy verilmeye, ambarlara binlerce beygir gücünde makineler, köprü üstüne karşılığında aylarca çalışılan çeşit çeşit cihazlar doldurulmaya devam edilmektedir. Sonuç olarak sahip olunan maddi gücün kat kat fazlası risk ve borç hanesine yazılmaktadır.
4- Kıyı Balıkçılığının ve Hedef Türlerinin Gerilemesi

Yeni av sahaları ve stoklar devreye sokulamamasına rağmen büyüyen takımlar, artan tekne ve balıkçı sayısı ve doğal ve insan eliyle oluşan bozulmalar büyük balıkçının eskiden yüzüne bile bakmadığı balıkların ve avlakların peşine düşmesine neden olmuştur.
Kör kıyıda avlanan algarna, şebeke, trol ve gırgırlar, ince balığı alabilmek için daraltılan gözler, şalvar donam ve yumtar ipi gibi gırgırı trolleştiren uygulamalar dip balıklarının yavru ve erişkin stoklarını iyice baskı altına almıştır. Sardalya, istavrit ve hamsi gibi yem balıklarının aşırı avlanmasının da etkisiyle avcı balıklar ve dülger, bakalyaro, trança, kalkan, kırlangıç, çivisiz kalkan, iri mercanlar, köpek balığı ve camgözler, levrek ve benzeri pek çok değerli tür dolaylı olarak tükenmiştir. Hatta bu türlerden bazıları belli avlaklarda hiç görünmez olmuştur.
İşte bu noktada, kıyı balıkçısının hedef türleri olan bu balıkların azalması veya yok olması, diğer balıklar yönünden ise av miktarı ve kazanç olarak trol ve gırgırla rekabet edememesi nedeniyel pek çok geleneksel balık avlama yöntemi ve kıyı balıkçılığı gerilemeye başlamıştır.
Bu gün olta balıkçısından, trol ve gırgırına kadar her şey kıyı balıkçısının yok oluş sürecini hızlandırmakla beraber, esas sorun yasaların yetersizliği veya uygulama ve denetlemenin yetersizliğidir.
Bir türlü engellenemeyen yasa dışı balıkçılık, 1996 dan beri uygulanmaya çalışılan fakat ancak son birkaç yılda sabitlenebilmiş yeni ruhsat meselesi, kıyı balıkçısının rekabet gücünü iyice azaltmıştır. Neticede meslek değiştirme gibi nedenlerle yüzlerce yıllık bilgi ve geleneğe sahip kıyı balıkçılığı, tekne bakımı gibi baba mesleklerinde yeni nesillere tecrübe aktarımı durmuştur.
Bu gün eline tokmak alan kalafatçı, bir hızar veya kaynak makinesi sahibi olan tekne yapımcısı, fırça tutmayı beceremeyenler boyacı olarak sektöre hizmet vermektedir.

5- Neden Kıyı balıkçılığı Korunmalı ve Geleneksel Balıkçılık Teşfik Edilmelidir?

Kıyı balıkçılığı ve geleneksel balıkçılık desteklenmeli ve geliştirilmelidir;

1- Çünkü kültürel bir değerdir.

İnsanlık tarihi kadar eski yöntem ve araçların korunması, kar edemese bile devlet tarafından subvanse edilmesi gerekir.

Modern anlayışla düzenlendikten sonra, dalyancılık, manyatçılık, ığrıp ve tratacılık, sepetçilik, volicilik, dip ağcılığı ve paraketacılık gibi av yöntemlerinin ekosisteme zararı olmaz.

2- Daha fazla insana ekmek kapısı, iş kapısıdır.

3-5 kg balıkla üç hanenin kursağına sıcak çorba girer. İki tane kalkan balığı bir trol teknesinin masrafını korumaz fakat 6 m boyunda bir kıyı balıkçılığı teknesi bundan rahatlıkla kar elde edebilir.

3- Daha kaliteli üretim yapılır.

Kıy ıbalıkçılığı ve geleneksel yöntemler bin yılların tecrübesiyle ortaya çıkmış, doğayla barışık yöntemlerdir. Daha iri balıkları, daha ulaşılmaz avlakları, daha dar alanları hedefler. Genelde seçici yada seçiciliği düzenlenebilen av araçlarıyla uygulanır. Avlama zamanını, ağ gözünü, ağ boyut ve miktarını doğru ayarlamak kolaydır. Bu düzenlemeler için yeterince deneyim mevcuttur.

4- Av baskısı düşüktür.

Bir av seferinde yakalanan balık miktarı ekolojik dengenin tolere edebileceği sınırlarda kalır.

KIYI BALIKÇILIĞINI KORUMAK VE SÜRDÜRÜLEBİLİR KILMAK İÇİN KULLANILMASI GEREKEN ARAÇLAR NELERDİR?

Pek çok yasal düzenleme mevcuttur. Bunlar:

  1. Zaman yasakları (üreme ve göç döneminde balıkları koruma amaçlı),
  2. Bölge yasakları (üreme - göç alanlarının ve kıyı korunması ve av ve avlakların eşit paylaşımını sağlama amaçlı),
  3. Balık türü yasakları (yok olmakta olan türleri koruma amaçlı),
  4. Boy yasakları (balıklara en az bir kere üreme şansı verme amaçlı),
  5. Av aracı miktar ve büyüklük yasaklı (Av baskısının kontrolü amaçlı) ve
  6. Av aracı göz açıklığı, kanca büyüklüğü, yem, kaçış penceresi aralığına ilişkin yasaklar (istenmeyen tür ve boydaki balıkların yaşamasına fırsat tanıma amaçlı)

olarak sayılabilir.

Bugüne kadarki tecrübeler göstermiştir ki; insan faktörü (hem avcılar hem de denetleyiciler) var oldukça yasaları tam işletmek mümkün olamamaktadır.

Öyleyse daha radikal önlemler almak, çoğu zaman işi insana bırakmamak zorundayız.Bunun için uygulanabilecek en önemli araç avlakların korunmasıdır.

Avlakların korunması için çeşitli yöntemler vardır. Mesafe ve bölge yasakları Osmanlı döneminden bu yana uygulanır ama pek başarılı olunmaz. Kıyılarda avlanan troller, sığlarda avlanan gırgırlar vs. en büyük şikayet konusudur. Bu durumda sadece yasak getirip insanların uymasını beklemek yerine radikal önlemler alınması gerekir.

Bir sahayı korumanın en önemli yollarından birisi mania tipi yapay resiflerdir. Bunlar geleneksel yöntemleri engellemeyecek fakat endüstriyel yöntemleri engelleyecek şekilde düzenlenmelidir. Avlaklar küçük balıkçı kooperatiflerine tahsis edilebilir. Bu sahalarda ayrıca mania tipi yapay resiflerden de yararlanılabilir.Geleneksel kıyı balıkçılığına diğer bir katkı da balıklandırma yoluyla yapılır.

Yok olan veya azalan türler insan eli altında çoğaltılıp avlaklara salınarak, dengenin sağlanmasına çalışılır. Bunlar üç beş bin adet balıkla olacak işler değildir. Bir saha için türe göre her 100 yada 1000 m2 ye bir balık gelecek sayılarda balık salmakla etkin bir balıklandırma yapılabilir.

---------------------------

Bu güne kadar alınan önlemlerin neden etkili olamadığı hakkında bir saptamamı aktararak yazıyı sonlandırayım.

Balıkçıyı, hele hele küçük balıkçıyı sadece kendisi kurtarır.

Fakat uzmanlık isteyen, resmi prosedürlerin takibini gerektiren konularda sırf kişisel ego tatmini için mastrubasyon yapmayla hiç bir sorun çözülmez.

35 yılı aşan profesyonel ve amatör balıkçılık hayatımda hangi konularda, neler konuşan, kimleri gördüm. Kimler geldi kimler geçti. Fakat hiç ama hiç bir şey iyiye gitmedi. Herkes ne kadar çok bildiğini ispat etmeye çalışıyor. Ama getirilen düzenlemelere uyma konusunda hiç kimseyi bulamıyoruz. Herkes kuralları delme peşinde.

Sorunlarının gerçekten farkında olan tanıdığım balıkçı sayısı üç bilemedim beş kişiden ibarettir. Bu konuda uzman akademisyen sayısı daha azdır. Balıkçıların sorunlarına gerçekten sahip çıkma isteğinde olan yetkin insan bulmak ta güçtür. Karşılığını vererek, parasını ödeyerek bile hizmet alma imkanı pek yoktur.

Çözüm; sorunların farkında olmayla başlar. İkinci aşamada resmi prosedür takibi gereklidir. Bu da akademik danışmanlık hizmeti alma, sorunları saptayan raporlar ve araştırmalar oluşturma ve son olarak oluşturulan rapor ve elde edilen verilerin ilgili mercilere, doğru yoldan iletmesiyle sonuca ulaşmak çok daha kolay olacaktır...