22 Mart 2008 Cumartesi

Sahte Yemlerle Kıyıdan At-Çek Tekniğiyle Levrek Avı

Bu başlık altında; levrek nerede bulunur, ne zaman avlanır gibi genel konulara girmiyeceğim, diğer başlıklarda bu konu bolca geçmektedir. O nedenle herkesin merakla beklediği takımın hazırlanması ve at çek tekniklerine değineceğim.



GENEL BİLGİLER

Denizde veya tatlısuda kıyıdan at çek yaparak balık yakalama tekniğine uluslar arası literatürde "Spinning" denilmektedir. Bazı dillerde buna Casting de denilir.
Bu yötemle kullanılan takımara ise "Spinner" denir. Hem kamış hem makine hem de sahte yemlerin kıyıdan atışa uygun tiplerine Spinner denildiğini hatırlatmakta yarar vardır.
Bu malzemeler belki herkeste vardır, fakat bu güne kadar doğru kullanabilen ancak bir kaç kişi gördüm. Nasıl bağlanır, nasıl atılır nasıl çekilir ????? konularında kedine göre doğru yöntemi bulabilmiş bu az sayıdaki meraklı kişi sık sık 300 gram ile 8 kilo arasında levrek avlayabilmeleriyle kendilerini ispat etmektedirler. Ama her nedense; amatör balıkçılar bu ve benzeri sahtelerin kullanımı konusunda bilgi vermede çok cimri davranmaktadır.
Burada anlatılan bilgiler sadece kişisel tecrübelerime değil, bu malzemelerin kullanım kataloglarındaki standartlara da dayamaktadır. Bu bilgilerin satır satır okunması halinde herkesi levrek olan yerde onu avlayabilen yeterli düzeyde levrek avcısı yapacağını sanıyorum.



KULLANLACAK KAMIŞ VE MAKİNENİN ÖZELLİKLERİ

1- Kamış



Kullanacağımız sahtenin ağırlığına göre levrek avında 10-60 gram arasında atara sahip, karbon veya kompozitten imal edilmiş, hafif, avlağa göre 2-3 metre arasında uzunlukta ve tercihen 2 parçalı (teleskopik olmayan) kamışlar daha etkilidir. Bu kamışların çekeri ise 10 libreye (4.5 kg) kadar olmalıdır.




2- Makine


Aynen kamışta olduğu gibi, uzun süre at çek yaparken yorulmamak için hafif ama sağlam, tercihe göre 30 -50 arasında büyüklüğe sahip, seri (1:4-1:5.5 arası) sarımlı, en az 4 bilyeli makineler bu amaca uygundur.




KULLANILAN SAHTE TİPLERİ


I- Silikon kum yılan balığı maketleri (raglou);
Çeşitli boy ve renklerde olabilen bu sahtelerle levrek avı oldukça verimlidir. Hem tekne arkasından hem de kıyıdan at/çekte kullanılabilir. Kısaca kancası üzerinde, uzun bir balık çeklinde silikon sahte yemler olarak tanımlanabilir.
Renk seçiminde deneyimler ön plana çıkar. Siyahi kırmızıdan süt beyazına kadar her renk etkili olur. Gece kullanımına uygun fosforlular, simliler vs. olmak üzere renk çeşitleri çoktur. Bulanıklık ve karanlık (akşam saatleri yada bulutlu bir hava) açık ve parlak olanlarını ön plana çıkartırken, duru sularda ve gün ışığı altında daha mat renkler tercih edilebilir.

Raglou ucuz bir malzemedir. Tercih ettiğiniz her renkten ve 4 cm den 12 cm ye kadar her boydan bulundurmakta yarar vardır. Basit bir kaliteli maket balık 20 YTL den yüksek fiyatla satılırken, bu parayla onlarca raglou almak mümkündür. Keza levrekten sinarite, melanuryadan ıskarmoza, istavritden sarıkuyruğa kadar pek çok balığı bunlarla avlamak mümkün olduğundan, harcadığınız paranın karşılığını fazlasıyla verecektir.

Başlıca 4 tip raglou mevcuttur;

1- Standart kum yılan balığı modeli (RAGOT RAGLOU)
2- Kurşun kafalı kum yılan balığı (RAGOT RAGBAR)
3- Ahtapotlu kum yılan balığı (RAGOT OCTORAG)
4- Ağırlıklı ahtapotlu kum yılan balığı (RAGOT RAGLOU TRANIE)
5- Yılan balığı/Hortum (RAGOT ANGUIL POP)

II- İğnesiz Silikon Yemler (Sassy)

Silikondan yapılmış, balıktan karidese, kerevitten kurta solucana kadar değişen şekillerde ve özellikle tatlısu avında etkili yapay yemlerdir.
Bunlar Jighead denilen kurşunlu kurşunsuz kancalara takılarak kullanılır. Uzağa atışa veya diplenmesini ihtiyacı hissettikçe ağır kurşunlu kancalar kullanılır.


III- Tüylü ve Yünlüler (STREAMER)


Bunlar kanca ve ona bağlı kurşun kafa üzerine (jig head) sarılmış yün - tüy ve sentetik liflerdir. Bağlanirken balık görüntüsü verilir, gerekirse göz eklenir. Bazen ekstra ağırlık ta eklenebilir. Bazılarının özerine döner kaşık eklenebilir.
Daha yaygın olan tüylüler fly balıkçılığına benzer şekilde sade kanca üzerine tüy ve parlak ipler bağlanarak oluşturulur.


IV- Sert Maketler

Hepimizin rapala, yoziru, daiwa, virav, erma markalarıyla tanıdığımız kimisi yüzen kimisi 1 metre kimisi 2 metre dalan, kimisi kuyruk sallayan, kimisi dalıp çıkan farklı şekil, renk, desen ve büyüklükteki, üzerinde bir yada birden çok tekli, ikili yada üçlü kanca bulunan yapay yemler/oltalar dır.



Sahtenin aksiyonu (kuruk sallama, dalıp çıkma, düz gelme) ve dalış derinliği tecrübeyle doğru seçilir. Burada şu aksiyon iyidir, şu derinliğe dalan yada yüzeyden gelenler harikadır diyemem. Havaya, dalgaya, dip yapısına, derinliğe vs. göre değişir. Büyüklüğü de hedeflenen balığa göre ayarlanır. 1 kg ya kadar 5-7 cm, 2 kg ya kadar 7-9 cm, 2 kg dan büyük balıklara 9-13 cm... 7 kg ve büyüklere daha büyük boylar kullanılabilir.

Bildiğim bir şey var ki o da renk seçimidir. Genel olarak; Açık parlak renkler bulanık ve dalgalı sularda, koyu renkler güneş tepedeyken randıman verir. Karadeniz'de suyun yeşilimsi rengi ve çok sıkça rastlanabilen serseri yüzen yosun parçaları nedeniyle yeşil ve tonları verimsizdir.

Kırmızı kafa beyaz gövde, hamsi - sardalya şekilli mavi ve yeşil, hatta bakır rengi, tipik magnum model (yılarya ve uskumru şekilli), ağzı bir karış açık su püskürten poper lar, en tutulan renk olan Prenses (tirsi şekilli mavi üzeri siyah benekli) ve son yılların olmassa olmazları fosfor renkli sarı-yeşil sahteler çok etkindir.
Kişisel tercihlerim:
Yoziru ve strike pro mavi, fosforik yeşil, bakır rengi hamsi modeli (M177,M99,M37)
Rapala Magnum, Prenses, Kefal ve uskumru renkliler ile kırmızı kafa (RH,SM)
Kaliteli markalardan fosforlu sarı-yeşil üstü ve gıdığı farklı renkte boyanmış uzun tip (yukarıdaki YT ve FT renkler)
Parlak ve fosforlu renklerden poperlar


MONTAJ


Spirolino ve Bull rag ülkemizde doğru kullanmayı bilenlerin çok az olduğu çok etkili iki araçtır. Nedense bu araçlar genelde standart yöntemler dururken uyduruk bağlama şekilleriyle kullanılır. Amaç sahte atmak değilse (mesela zargana şamandırası olarak kullanım) sorun çıkmaz fakat, sahte yem at-çek yönteminde yanlış monte edilen bu araçlar işe yaramaz.
Örneğin bizim zargana şamandırası diye adlandırdığımız Bull Rag...

Ona ne işkenceler ediyoruz, ne değişik amaçlarla kullanıyoruz bir bilseniz...
Alır almaz iki fırdöndüden birini kesmek Alahın emri gibi... Teli kesmek ve iki fırdöndüyü de çıkratmak yeni moda...
Acaba hiç düşündük mü? Neden buna tel bağlayıp bir ucuna iki tane fordöndü birden eklemiş?

Bakın icat ve imalatçısı olan Ragot firması BullRag'ı nasıl kullanmayı öneriyor...



Sanırım çizim gayet anlaşılır şekilde...

Bu durumda ben sahteyi uzağa atamıyorum, nasıl 2 gramlık raglou yu 30 metre uzağa atabilirim sorusu yanıtlanmış oldu...[/font]
Aynı şekilde uzağa atmayı kolaylaştıracak biçimde sahteyi (sıyırtma kurşuna) monte edebiliriz.
İstanbul Boğazında izmarit ve istavrit avında kullanılan sıyırtma kurşun spironun atasıdır.


Spiroya sahtenin bağlanmasına gelince;


Hafif takımları uzağa atmak ve düzenli-aksiyonlu çekmek için spirolino bir numaradır.
Kamışın boyuna göre 1 kulaçtan az olmayan misina ile sahte bağlanırsa doğru atış ve çekiş sağlanabilir.


Sonuç;

Hangi tür sahte olursa olsun, hafifliği nedeniyle uzağa atamıyorsanız bulrag'a, sıyırtma kurşuna ve spiroya bağlayabilirsiniz. Bu bağlamada 2 metreden uzun köstek kullanmak yeterlidir. Misina kalınlığı avlamayı hedeflediğiniz balık büyüklüğüne ve misina kalitesine göre değişir. Elinizde 10 kg çeker 0.20 misina varsa onu kullanın, yok ise 0.40 a kadar çıkmakta mahsur yoktur.



AT ÇEK TEKNİĞİ

Bu şekil size ne anlatıyor?

/\/\____/\/\/\____________/\/\_____/\/\/\_______<-- <--

Kıyıdan at çek yaparken levrek sahtelerinden silikon olanlar bu düzende çekilir.

Burada anlatılmak istenen 1-1.5 metre sar, 3 sağa sola (yukarı yukarı, yukarı aşağı vs ) salla (küçük zigzaglarla çırp) 2 -3 karış sar 2 sağa sola çırp...

En son verilen rapalayla kombine bağlamada ve sadece rapala ile at çekte ise çekiş sitili aşağıdaki gibidir.



Bu da şu şekilde açıklanabilir.

Düzenli olarak sararaken arada ikile (dur sar, dur sar) sarmaya devam et ikile... sar ve sonra geniş zigzaglarla sağa sola yada yukarı açağı çırp (olta bir yere takılmış gibi kamışın ucunu yukarı doğru sektir)

Günümüzde Bilinçli Balıkçılık Nasıl Olmalıdır?




Amatör balıkçılık; "maddi çıkar beklemeden tamamen dinlenme ve eğlence amaçlı balık avlamak" olarak isimlendirilse de, doğrusu bu değildir.

Ülkeden ülkeye, kültürden kültüre bu tanımlar değişir. Ülkemiz için;
"Maddi amaç gütmemek ve tamamen eğlence ve dinlenme amacıyla balık avlamak" ifadesi amatör balıkçılık değil sportif balıkçılık teriminin karşılığıdır.

Amatör balıkçı avladığı balığı yer, sportif balıkçı ise yemez. Balığı yemek maddi bir çıkardır. Geleneksel yapı ve ülkemizin gelişmişlik düzeyi nedeniyle amatörün avladığı balığı yemesi, paylaşması ve hatta kısıtlı bir şekilde takas yapması normaldir. Hatta bu durum Avrupa Topluluğu Üyesi fakat gelişmişlik düzeyi ülkemiz seviyesinde bile olmayan Polonya başta olmak üzere, Romanya ve Bulgaristan'da daha yoğun yaşanan bir durumdur. Bu ülkelerde sportif balıkçılık turizmi yaygınlaştırılmaya çalışılırken, pek çok doğal kaynaktan halkın beslenme amaçlı balık avlıyor olması nedeniyle sportif balıkçılığı geliştirmeye yetecek büyüklükte ve yoğunlukta balık olmadığı görülmüş ve bir türlü çözüm üretilememiştir.

1980 li yıllardan itibaren ülkemizde hızlı bir gelişim yaşanmaktadır. Yasalar bu günlerde neredeyse yerli yerine oturmak üzere olup kontrol yönünden eksikler ise halen devam eden bir sorundur. Düzenli ve doğru kontrolün sağlanması için kolluk kuvvetleriden çok balığı, avlağı ve balık avcılığı yönetimini bilen uzman kişilerin bu görevi yapması, her bölge için kolluk kuvvetlerinin bilgi eksikliğinin eğitim seminerleriyle giderilmesi yerinde olacaktır.

Yaşanılan gelişmeler artık ülkemizde de gerçek anlamda sportif balıkçlığın oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bu gelişmeleri şu şekilde sıralamak mümkündür;

1. Ekonomik yönden doygunluk,
2. Kirlilik, aşırı avcılık ve iklim değişiklikleri nedeniyle balık kaynaklarının azalması,
3. Eğitim düzeyinin ve çevre bilincinin artması,
4. İletişim araçları sayesinde dünyadaki uygulamalardan haberdar olma.

Sonuçta; avladığı balığı yemeye ihtiyaç duymayan (ya da daha yenilebilir balıkları satın alma gücü olan), azalan kaynakların korunmasına ve sürdürülebilir balıkçılığın sağlanmasına katkıda bulunmak isteyen ve balık avcılığından aldığı hazzı devamlı yaşamak isteyen pek çok kişi çok miktarda balık avlamasına rağmen ya hepsini ya da büyük bölümünü suya iade etmektedir.

Yine yasal limitler dahilinde; serbest dönem ve avlaklarda, belli boydan büyük ve belli miktararda av yapan, kurallara riayet eden, hatta kendisine yasaların getirdiği kısıtlamalardan daha fazla sınırlama yapan amatör balıkçılar giderek yaygınlaşmaktadır.

PEKİ DOĞRU DAVRANIŞ ŞEKLİ NE OLMALIDIR?

Yani ne kadar balık avlamalı, ne kadarını yada hangi özelliktekileri alıkoymalı hangilerini salmalı ve alıkoyduğumuz balıkları nasıl değerlendirmeliyiz. Hassas türler ve avlaklar varmıdır? Buralarda davranış biçimimiz nasıl olmalıdır?

Öncelikle bilmemiz gereken şey; her balık türü, her avlak ve her mevsim aynı değildir.

İstavrit, lüfer-kofana, palamut-torik, mezgit, barbunya, ısparoz, kupez, sarpa, izmarit, melanurya gibi türlerle alabalık, fangri, sinarit, levrek, trança, minekop, eşkina, akya, kuzu, kılıç, mersin balığı, deniz alası hatta İsrail sazanı, tilapya, balon balığı bir tutulamaz.

Yasalar bu türler hakkında yeterli olmasa bile, biz doğru bir hassasiyet ortaya koymalı ve gerekiyorsa bu hassasiyetlerin de yasalarda yer almasını sağlamaya yönelik girişimlerde bulunmalıyız.

Sportif balıkçılık amacıyla konuya bakanlar zaten en ideal konumdadır. Onlara diyecek sözümüz yok. Hatta onlar gibi olabilsek, onlar gibi olanların sayısını artırabilsek ne mutlu bize. Fakat amatör balıkçılık ve ülke koşulları da bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Bu nedenle yasal yada insani hak olarak amatör balıkçılığın ülkemizde daha uzun yıllar devam etmesi gayet normaldir.

Gelişmekte olan bir ülkeyiz. Yasalarımız her şeyi dört dörtlük içermeyebilir. Bu nedenle yasalardaki boşlukları kullanmak yerine vicdani süzgeçten geçirmek ve bazı durumlarda yasalardan daha katı olmak zorunludur.

Diğer yandan yasalardaki eksiklikler ve olgunlaşmamış yapıların bazılarını vicdani süzgeçten geçirdikten sonra, kendimize daha geniş bir alan yaratmak, biraz toleranslı davranmak ta gerekebileceğini eklemeliyim. Bunda aşırıya kaçmamak ve bunu fırsat olarak görmemek veya kontrol edilebilirliği ve kişiye göre değişkenliği bertaraf etmek için hiç kullanmamak kişisel tercihimdir.

Ülkemize özgü şartlardan biraz söz etmekte yarar vardır.

Amatör yöntemlerle avladığı balığı yemeye ihtiyaç duyan insanların sayısı azınsanamayacak kadar çoktur. Geleneksel balık işleme metodlarından tuzlama, kurutma (çiroz) ve lakerda gibi yöntemler belli dönemlerde av yapan kişilerin kısıtlanması veya ticari avlama belgesi almaya zorlanması nedeniyle yok olmak üzeredir.
Özellikle Karadeniz, Boğazlar Marmara ve Kuzey Ege'de yaşanan pelajik (yüzey) balık akınları, Ege ve Akdeniz'deki levrek ve çupra göçleri yılda bir kaç gün gerçekleşen ve dedelerimizin bile beklediği furya zamanları olup, av limitleri Türkiye Balıkçılığının Yapısı dikkate alınarak genişletilebilir. Fakat; bu furya dönemlerinin hangisinin üreme göçü hangisinin beslenme yada kışlama göçü olduğunu bilmeden amatör yöntemlerle de olsa yoğun avlanmamak gerekir. Tabi ki üreme göçleri sırasında yoğun sürü oluşturan balıkların ticari balıkçılarca ve özellikle endüstriyel av araçlarının en yüksek kapasitelisi olan gırgırla avcılığı da mutlaka tamamen engellenmelidir.

Bunun yanında oltaya gelen sinarit palazını, ispendeği, kuzu - akya yavrusunu, alabalığın dişisini, sazanın 1.5 kg dan, sudağın yarım kg dan aşağısını salıvermek te ülkemizin şu andaki şartlarının bir gereğidir.

İstavrit gibi nüfusunun çoğunu sıfır yaş grubundaki 11 cm ye kadar balıkların oluşturduğu türlerin amatör yöntemlerle yaygın bir şekilde ve yoğun olarak dört mevsim avlanması gelecekte türün stoğunu tehlikeye sokmasa da duyarsız balıkçıların yetişmesine neden olacak ve ticari balıkçının o ince balığı 100 lerce ton avlayıp balık unu -yağı fabrikasına göndermesine karşı koyma gücümüzü azaltacaktır.

Yasalarca ekolojik açıdan zararlı türler sınıfına sokulan ve gerçekte de girdiği sularda baskın tür haline gelerek değerli yerli türleri yok eden balıklarda sınırsız avlamanın devam etmesi gerekir. Bu konuda kırmızı havuz balıkarına ve tilapyalara acımamak, turnayı kendi gölünde değil ama bulaştığı yerde geniş toleransla avlamak, avlanan ve yenilmeyen türleri (kırmızı balık, tilapya, güneş levreği) başka kaynağa yada avladığınız yere salmak yerine hayvan yemi olarak değerlendirmek tercih edilmelidir.
Boş ve doğal alabalık bulunmayan bir baraj yada sunni gölette gökuşağı alabalığına, doğal yaşam ortamında bulunan turna ve tatlısu levreğine ise aynı muameleyi uygulayamayız.

Yarı sportif balıkçılık anlayışı ülkemizde yaygınlaşması gereken bir uygulamadır. Bunu istediğin kadar balık avlamak fakat limitlerden küçük olan ve fazla sayıdakileri zarar vermeden kaynağa iade etmek olarak tanımlayabiliriz. İçsularda özellikle kapalı gölet ve göllerde ise tam yakala - bırak yönteminin yaygınlaşması, hatta balıkçılık dernek, kulüp ve grupları ile yerel idarelerin bakanlıkla iş birliği yaparak ağaçlandırma kampanyalarına benzer şekilde balıklandırma yapmaları sürdürülebilir balıkçılık açısından giderek daha önemli hale gelmiştir.

Sürdürülebilir Amatör Balıkçılık ve İlkeleri


Böyle bir başlık fazlasıyla kafa karıştırıcıdır. Oysa konu hayati önem taşır. Bu bakımdan konuyu fazla teknik kelime kullanmadan yazmalıyız. Eğer kullanmak gerekliyse herkesin kafa yormadan anlayabileceği güncel Türkçe karşılığını açıklamalıyız.

BALIKÇILIK NEDİR?

Sularda yaşayan ve insanların herhangi bir şekilde işine yarayan canlıların avlanması, toplanması ve yetiştirilmesidir.
Görüldüğü gibi avcılık ve yetiştiricilik olarak ikiye ayrılır. Ne şekilde yapılırsa yapılsın ticari bir faaliyettir, dinlenmek ve eğlenmek te bir maddi katma değerdir. Adının aksine yosundan balığa kadar tüm su canlılarını kapsar. Yaygın olarak kullanıldığı gibi bu yazıda da tüm su ürünleri yerine "balık" kelimesi kullanılacaktır.

BALIK AVCILIĞI NEDİR?

Herhangi bir amaçla sularda yaşayan canlıların avlanması, yakalanması ve toplanması eylemidir.

AMATÖR BALIKÇILIK NEDİR?


Ticari kaygı duymadan tamamen dinlenmek ve boş zamanı değerlendirmek amacıyla yapılan balık avcılığıdır. Tam Türkçe karşılığı “DİNLENCE BALIKÇILIĞI” dır.

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK NE DEMEKTİR?

Bir kaynaktan sağlanan faydanın devam ettirilmesi, onun verimli olarak sonsuza kadar yaşatılmasıdır.

SÜRDÜRÜLEBİLİR AMATÖR BALIKÇILIK NEDİR?


Yukarıda yaptığımız tanımları birleştirirsek;
Amatör balıkçılık yapılan ortamların ve canlıların korunarak uzun yıllar boyunca verimli bir şekilde hizmet etmesini ve sonsuza kadar ondan faydalanmayı sağlamaktır.
Yarışma amacıyla yapılan balıkçılığa ise "Sportif Balıkçılık" denir.
-*-

Konuyu anlamak yada iyi bir amatör balıkçı olabilmek için bu tanımın her kelimesini iyi sindirmemiz gerekir. Bunun için;

* Amatör balıkçılığın yapıldığı ortamları ve özelliklerini
* Amatör balıkçılığı ilgilendiren türleri
* Ortam ve canlıları hangi etkilerden koruyacağımızı
* Bu kaynaklardan yararlanma şeklini, yani amatör balıkçılık yöntemlerini
* Amatör balıkçılığı ilgilendiren kanun ve kuralları

Bilmek ve tanımak gerekir.


AMATÖR BALIKÇILIK NEREDE YAPILIR?

Amatör balıkçılık suyun bulunduğu her yerde yapılır. Bu anlamda su bulunan alanları özelliklerine göre üçe ayırabiliriz.

1. Tatlısular: Her boyuttaki göl, baraj ve akarsular bu sınıfa girer. Bu tür bazı doğal sular tuz ve soda içerebildiğinden bazen içsular olarak ifade etmek daha doğrudur.
2. Acısular: En önemli balıkçılık alanlarıdır. Tatlısu ile deniz suyunun karıştığı ırmak ağızları ve deltalarda bulunan göller ve dalyanlar bu sınıfa girer.
3. Tuzlusular: Ülkemiz için farklı fiziksel ve kimyasal özelliklere sahip Karadeniz’den Akdeniz’e kadar olan denizlerimiz bu sınıfa girer. Bazen denizler olarak ta ifade edilebilir.

Bu ortamlar hakkında forumumuzda farklı bölümlerde daha geniş anlatımlar bulabilirsiniz. Fakat balık avcılığını suların fiziksel ve kimyasal özellikleri her şeyden çok etkiler demenin çok iddiacı bir ifade olmadığını belirtmekte yarar vardır.

AMATÖR BALIKÇILIĞIN İLGİLİ OLDUĞU CANLILAR HANGİLERİDİR?

Bunları iki grupta inceleyebiliriz;

*
* Hedef Türler: Avlamayı istediğimiz, avlanması yasal olarak serbest, avlayana besin oluşturma, eğlenme, av ortamını ve ortamın dengesini koruma gibi nedenlerle faydalı olan canlılardır.
* Hedef Dışı Türler: Avlamayı istemediğimiz; avlayana hiçbir yarar sağlamayan, istediğimiz yada kanuni vasıfları taşımayan, tür, boy, avlak ve sezon olarak yasalarla korunan, av takımlarımıza tesadüfen yada istemeyerek yakalanan türlerdir.

AMATÖR BALIK KAYNAKLARINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER NELERDİR?

Balık avladığımız ortamı, oradaki canlıların düzenini ve avladığımız türlerin miktar ve büyüklüklerini etkileyen faktörlerdir. Bunları; doğal nedenler ve insandan kaynaklananlar olarak iki kısımda inceleyebiliriz.

*
* Doğal Nedenler: Kuraklık, sel, aşırı yağış ve sıcaklık değişimi gibi hava ve iklim hareketleri ile yabancı türlerin istilası, erozyon, deprem gibi diğer nedenler balık avladığımız ortamın düzenini bozabilir. Yaşayan canlıların gelişmesini tamamen yada kısmen durdurabilir yada tamamen yok edebilir.
* İnsan Kaynaklı Nedenler: Su, ses, ışık ve çevre kirliliği, aşırı, bilinçsiz ve kuralsız avcılık, baraj, set, kanal, gölet inşası, drenaj, planlı ve plansız şehirleşme, karayolu inşası, kara ve su yolu taşımacılığı, suların tarımda ve içme suyu olarak kullanmak amacıyla başka yerlere sevki, başka su kaynaklarının diğer bir doğal kaynağa bağlanması ve katıştırılması, balık yetiştiriciliği faaliyetleri, balık aşılama gibi pek çok şey bu başlık altında sayılabilir.


AMATÖR BALIKÇILIKTA KULLANILAN YÖNTEMLER NELERDİR?

* Yoğun ve kolay balık elde etme yöntemleri
* Balığa ve balığın yaşadığı ortama zarar veren yöntemler
* Avladığı balığı satarak yada yiyerek mutlak bir şekilde değerlendirmeye ihtiyacı olanların yaptığı balıkçılık

amatör balıkçılık kapsamı dışındadır. Bu tür balık avcılığı yan iş yada yan meslek olarak kabul edilir.

Bu ölçü:

* Amatör balıkçılık ilkelerinin yeni yerleşmeye başladığı
* balıkların yoğun göç yolu üzerinde bulunan ülkelerde
* ve gelenek ve alışkanlıklara bağlı olarak

az çok değişebilir.

Örneğin Karadeniz ve Boğazda palamut avı kullanılan takımlar ve avlanan balık miktarı; halen ülkemize özel bir şansın kullanılması olarak görülmektedir. Doğaya bir bütün olarak bakmaya başladığımız, daha iyi ekonomik olanaklara sahip olduğumuz ve sadece avlamak için balık avlayan, özel avlar peşinde koşan yapımız geliştikçe sınırlar daha da netleşecektir. Özetle; amatör balıkçılık kimyasallar ve ağlar kullanılarak dahi yapılabilir. Yeter ki etkileri doğaya ve avladığımız türlere zarar vermesin, yeter ki dinlenme ve eğlenmemize yardımcı olsun.

Oltayla, elle, küçük ağlar ve sepetlerle, taş, sopa, mızrak, kargı ve zıpkınla;

* avladığı balık dışındaki canlılara
* ve yaşadıkları ortama zarar vermeyen,
* hedef dışı av miktarı çok düşük
* az miktarda av elde edilen

tüm av yöntemleri amatör balıkçılık amacıyla kullanılır.

Kontrol sistemi tam oturmadığından yasalar amatör balıkçıyı mümkün olduğunca ağ, kimyasal madde ve elektrik gibi av araç ve yöntemlerinden uzak tutmayı tercih eder.

AMATÖR BALIKÇIK YASA VE KURALLARI NELERDİR?

Bu başlık altında sadece yasalarda yer alan kısıtlamalardan bahsetmek çok fazla bir şey ifade etmez. Ülkemizde kötü bir deyim vardır. “Yasalar ihlal edilmek için vardır” Bu bize sürdürülebilir balıkçılığın sağlanması için yasaların tek başına yeterli olmadığını, konunun önemini farkederek, yasalar yetersiz olsa bile, balıkları ve yaşadıkları ortamı en iyi şekilde korumak için elimizden geleni yapmamız gerektiğini gösteriyor.
Ayrıca bizi trofe avcısı usta balıkçı mertebesine çıkartacak olan herkesçe bilinenler dışında (ilaveten) kendimize özgü kural ve kaidelerimizin olmasıdır.

Balıklarda Büyüme, Yaşama ve Ölüm

Burada balıkların büymesi anlatılarak avlanma yaşı ve boyu konusu ile erken yada geç avlamanın balıklar yada balıklardan elde edilecek verim üzerindeki etkisi anlatılacaktır.

Çoğu balıklar yumurtlayarak ürer. (Farklı üreme şekilleri de vardır, sırası geldiğinde ayrı bir konu olarak sunulabilir) Yani dişi balık suya, kazdığı yuvaya veya taş, bitki gibi yapılar üzerine yumurtasını bıraktıktan sonra erkek balık gelerek bunların üzerine spermleri serpiştirerek döllenmelerini sağlar.

Yumurtalar gelişip açılır. Çıkan yavruların çoğu pelajik (serbest yüzer) konumda suyla oradan oraya taşınır.
Beslenme durumu ve türü özelliklerine göre balık büyümeye başlar. Büyüme ilk zamanlarda çok hızlıdır. Bir kaç ayda balığın ağırlığı 10 ila 100 kat arasında artar. Fakat yumutadan çıkmış kıl kadar balığın ağırlığının 15 günde 100 kat artması demek onun 1-2 mg dan sadece 0.1 grama çıkması anamına geldiğine dikkat ediniz.

Balıklarda diğer canlılarda olduğu gibi hem boyca hem de ağırlıkça büyüme şeklinde olur.

Boyca büyüme ilk yaşlarda hızlıdır. Sonraki yaşlarda yavaşlar ve belirli bir yaştan sonra tamamen durur.

Balığın yaşına göre boyunun artışını bir grafikle gösterirsek aşağıdaki gibi yan yatmış "J" harfi biçiminde bir eğri elde ederiz.



Bu grafikte aşağdaki yatay eksen yaşları, sol taraftaki dikey eksen balık boyunu göstermektedir. Görüldüğü gibi 5. yaşta balık 1.75 metre boya ulaşmış, ama sonraki 5 yaş boyunca sadece 30 cm büyüyerek 10. yaşta 2.3 metre olmuştur. 20 . yaştan itibaren balığın büyümesi iyice azalarak neredeyse durmuştur.

Ağırlıkça büyüme boyca büyümeden biraz farklı bir yol izler.

Balıkların ilk yaşlardaki ağırlık artışı boy artışının aksine biraz yavaştır. Daha sonra ağırlık artışı iyice hızlanır ve balık yaşlandıkta sonra tekrar yavaşlar. Böylece "S" harfi gibi bir yol izler.
Aşağıdaki grafikte balığın yaşına göre boyu ile ağırlığının nasıl arttığı görülmektedir.

Aşağıda kalan yatık J harfi görünümlü çizgi boyca büyümeyi, yukarıya doğru uzanan S görünümlü çizgi ise ağırlıkça büyümeyi göstermektedir.

Büyüme sürecinin yanında ölüm oranları da dikkate alındığında; balık populayonlarında (nüfus yapılarında) bol sayıda yumurta bırakmaya bağlı olarak ilk yaşlarda çok sayıda birey varken, balıklar büyüdükçe gerçekleşen ölümler nedeniyle daha yaşlı bireyler daha az sayıdadır.

Örneğin bir hamsi 50 bin adet yumurta bırakır. Genellikle döllenme ve yumurta açılım oranı %30 civarında olup yumurtadan çıkabilen larva sayısı 15 bin adedi bile bulmaz. Larvaların avcılara karşı oldukça savunmasız olmalarına ilave olarak passif beslenmeleri, suyun sıcaklık ve benzeri fiziko kiyasal özelliklerine aşırı bağlı olmaları nedeniyle ilerleyen günlerde yüksek oranda ölüm olayı görülür. Kendi istemiyle yüzebilen ve yem arayabilen boya (1-2 cm) gelebilen sardalya sayısı ancak 500-1000 adet olabilir.

Bu şekilde balık büyüdükçe stoktaki miktarı giderek azalır. Av araçlarına yakalanabilecek (bunun yasal boy ile alakası yoktur) boya gelen balıklara yeni nesil denir ve bu stoğa katılım büyüklüğüne erişmiş balıkları ifade eder.

Bir av aracıyla avlanan balıkları boylarına göre sıralarsak;
Belli boydan küçük bireylerin hiç avlanmadığı ve avlamanın belirli bir boyda başladığı görülür. Bu küçük boydaki bireylerin sayısının azdır. Balık boyu büyüdükçe yakalanan balık sayısının artar. Bu artış belirli bir boya kadar sürer. Aşağı yukarı avlanan balıkların ortalama boyuna yakın bir boy sınıfında balık sayısı en üst seviyeye çıkar. Bu zirve noktası aslında avlanan populasyona gerçek katılım byudur. Bu boydan sonra balık sayısı tekrar azalmaya başlar ve belirli boydan büyük balığa hiç rastlanmaz.

Av aracından elde edilen av kompozisyonunda küçük balıklar az sayıda olmasına rağmen aslında denizdeki gerçek durum başkadır. Denizde yada göl veya nehirde en küçük balık boyundan en çok balık bulunur. Balık boyu büyüdükçe balık sayısı da azalır.

BU DURUM BALIKLARIN ÜREME YETENEKLERİ DE GÖZ ÖNÜNE ALINDIĞINDA İLGİNÇ BİR KONUYU ORTAYA SERMEKTEDİR.

Sanıldığının aksine küçük balıkların avlanmasından kaçınmak yerine üreme yeteneği olan anaçları geri salıvermek balık neslinin geleceği açısından çok daha uygundur.

Küçük balıkların avlanmasının önlenmesi balık nüfusunun (populasyonunun) devamlılığından daha fazla avcılığın karlılığı ve ticari bakış açısından gereklidir.


PEKİ NEDEN?

Yukarıda uzun uzun anlatıldı, erişkin bir dişi her yıl dünyaya çok sayıda balık getirir. Küçük balıkların hemen hemen tamamı (mesela 13 cm altındaki kraçalar, saat kapağı kadar ısparozlar, mercanlar, ince hamsi ve barbunlar) bir yaşından küçüktür. Yani en fazla 12 aylıktırlar.
Erginlik yaşı ise türden türe 1 ile 16 yıl arasında değişmekle beraber ortalama 3 yıl civarındadır.
Çok sayıdaki küçük bireyi avlasak bile; (etkinliği az amatör yada ticari yöntemlerle) ağ gözünden kaçarak, kancayı yutamayarak vs. nedenlerle kat kat fazlası denizde kalacaktır.
Bir anaç balığın ise bunlardan kurtulabilmesi için hayat tecrübesiden başka artısı yoktur.
Ve çoğu küçük balıklar erginleşinceye kadar doğal nedenlerle zaten ölecek veya bir şekilde avlanacak, ama üreme yeteneğine erişmediği için ortamdaki besinlere ortak olmaktan başka populasyona bir katkısı olmayacaktır.
Oysa anaç o üç yıl boyunca onladan binlercesini üretecek ve yok olan küçüklerin yerine çok sayıda yenilerini dünyaya getirebilecektir.

Av Araçlarında Seçicilik Kavramı



1-SEÇİCİLİĞİN TANIMI
Küçük yada istenmeyen türde balıkların avlanmaması önemli bir konudur. Buna kısaca av aracının seçici olması denir.
Olta balıkçılığında seçici takım bizi yem ve zaman israfından koruduğu gibi işimize yaramadığı halde bazı balıkların telef olmasını önleyerek doğadaki dengeye olumlu katkı sağlar.

Av araçlarında seçicilik tür ve boy seçiciliği olmak üzere iki tiptedir.
- Trol ve gırgır gibi farklı av araçlarıyla avlanan herhangi bir türün boy dağılımının incelenmesi, aynı zamanda ve aynı sahada kullanılan av araçlarının boy seçiciliğini ortaya koyar.
- Değişik çekim hızlarında çekilen trollerin veya farklı donam faktörü ile dizayn edilmiş solungaç ağlarının avladıkları her tür için elde edilen av miktarlarının ve av oranlarının incelenmesi yoluyla av araçlarının tür seçiciliği öğrenilebilir.

Herhangi bir yöntemle balık avlarken eğer herhangi bir bireyin avlanabilmesi, diğer bireylerle aynı koşullara bağlıysa bu avlama yöntemi seçici olmayan avlama yöntemidir. Bunun dışındaki eğilimlerin geçerli olduğu tüm avlama biçimleri seçici avlama yöntemleridir.
Herhangi bir av aracının seçiciliği, av aracının tipine, nerede ve ne zaman kullanıldığına, populasyondaki bireylerin davranışlarına ve avlama yöntemine, ağ gözü açıklığı, ağın büyüklüğü ve çekim hızı gibi içsel ve dışsal faktörleri ile bunların arasındaki etkileşime bağlıdır.

Trol, ığrıp, manyat gibi torbalı ağlarda ve pinter ve sepet gibi tuzak ağlarda seçicilik, ağın içerisinde gerçekleşmekte olup büyük ölçüde balığın biriktiği torba bölümünün göz açıklığına bağlıdır. Seçicilik eğrisi “S” şeklinde oluşur ve her tür için ağa giren balıkların %50 sinin yakalandığı özel bir seçicilik boyu (lc) vardır. Balık boyu “lc” nin altına düştükçe yakalanma olasılığı azalır ve belirli boydan daha küçük balıkların tamamı salınır, “lc” den daha büyük boylarda ise boy arttıkça yakalanma ya da ağda alıkonma olasılığı artar ve belirli boydan daha büyük balıkların tamamı yakalanır.

Solungaç ağlarında ve oltalarda seçicilik, av aracının dışında gerçekleşir ve her tür için av aracıyla karşılaşan balıkların tamamının yakalandığı varsayılan bir optimum seçicilik boyu (lopt) vardır. Bu boydan daha küçük ve daha büyük uzunluklarda yakalanma oranı giderek azalır.

Solungaç ağlarının tümü veya önemli bir bölümü, avın ağ gözü tarafından sarılması ve bir veya daha fazla ağ gözüne sıkışması yoluyla yakalandığı balık ağları olarak tanımlanabilir. Bu nedenle solungaç ağları, balıkların etrafını çeviren gırgır ve benzeri ağlar ile balıkları hapseden trol benzeri torbalı ağlardan ayrılırlar. Trol ve ığrıp benzeri av araçları çok küçük gözlü ağlardan yapılabilirler. Öyle ki balıklar ağ gözüne takılamaz, fakat bu ağların çoğunda küçük ve genellikle erginleşmemiş balıkların kaçmasına izin vermek amacıyla minimum ağ gözü ayarlamaları yapılmaktadır. Bu ağlara giren çok miktarda balığın büyük bir bölümü ağ duvarları arasına hapsedilirken, sadece küçük bir bölümü ağ gözüne takılabilir. Solungaç ağlarında ise ağdan geçmekte olan balıkların ağa takılmasıyla av gerçekleşir ve takılan balıklar çok dar bir boy aralığındadır. Bu nedenle belirli bir ağ gözü açıklığındaki solungaç ağları, aynı göz açıklığına sahip trol ve ığrıplardan daha seçicidir.

Solungaç ağlarının çok yaygın olarak kullanıldığı balık populasyonlarından örneklemeye dayanan araştırmalarda, bu ağların çok fazla seçici oldukları dikkate alınmalıdır. Baranov (1948) solungaç ağlarında optimum boydan %20 den daha farklı boydaki balıkların çok azının avlanabileceğini ve avlanan balıkların populasyonu fazla temsil etmeyeceğini bildirmiştir.



2- SEÇİCİLİĞİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

Av araçlarının seçiciliğini etkileyen çeşitli faktörler vardır. Bunlardan en önemlileri; av aracının türü ve yapısıyla ilgili faktörler ile avlanacak türün özelliklerine ilişkin faktörlerdir.

2.1. Av Aracının Türü

Yukarıda da kısaca bahsedildiği gibi her tip av aracının kendine özgü seçme özelliği vardır. Trol, gırgır, tuzaklar, pinterler ve ağ dalyanlar avlanacak su ürününü içerisinde hapseden av araçlarıdır. Bunların tümünde ağdan kaçacak balıkların ağ gözünden geçebilecek kadar küçük olmaları gerekir. Dolayısıyla büyük balıkların ağdan kaçma şansı yoktur. Bu nedenle balıkları içerisinde hapseden ağlarda balık büyüklüğü arttıkça yakalanma şansı artar ve belirli bir boydan daha büyük balıkların tamamı ağ tarafından yakalanır.

Oltalar ve sade (fanyasız) uzatma ağlarında ise olta kancasının veya ağ gözünün büyüklüğüne bağlı olarak av aracının en etkin olduğu ve av aracıyla karşılaşan balıkların en yüksek oranda yakalandığı belirli bir balık boyu vardır.
Bu boydan daha küçük ve daha büyük balıkların yakalanma şansları azalır.
Yani bu tür av araçları belirli bir boydan küçük balıkları yakalayamadıkları gibi çok büyük balıkları da yakalayamazlar.
Bu nedenle genel olarak; kanca büyüklüğü avlamak istediğimiz balığa göre ayarlanırsa küçük balıkları avlamaktan kurtulabileceğimiz gibi, daha büyük balıkları yakalama şansımız da artacaktır.

Fanyalı uzatma ağları ve yukarıda bahsedilen her iki tip av aracının kombinasyonundan oluşan karma yapıya sahip av araçlarında seçicilik her iki şekilde de oluşur. Örneğin fanyalı bir çevirme ağı olan difanalarda eğer sade (fanyasız) bir kat yok ise ağ ile etrafı sarılan balıklardan sadece küçük olanları kaçma şansı bulur. Fanyalı uzatma ağlarında ise yakalanan en küçük balığın boyu, ağın tor bölümünün göz açıklığına bağlıdır. Yakalanan en büyük balığın boyu ise fanya bölümündeki göz açıklığının sınırlamasıyla karşı karşıyadır. Yani tor ağından geçemiyecek kadar büyük olan balıklardan sadece fanya ağından geçebilecek kadar küçük olanları fanyalı ağlarla yakalanmaktadır.

2.2. Av Aracının Yapısı

Av aracının yapısına ait özellikler ağın denizdeki duruş şeklini, ağ gözlerinin açılımını ve avlanacak türlerin ağ tarafından yakalanabilmesini etkilemesi nedeniyle seçiciliği de doğrudan etkiler. Genellikle bu özelliklerin değiştirilmesi yoluyla seçicilik kontrol altına alınmaktadır.

2.2.1. Ağın Yapıldığı Materyal

Ağ yapımında kullanılan çeşitli materyaller vardır. Günümüzde ağlar genellikle sentetik materyallerden yapılmaktadır. Misina benzeri tek lifli (monoflament), poliamid (naylon) gibi çok lifli ve polipropilen türü yassı şerit (rafya) materyaller ağ yapımında kullanılan en yaygın malzemelerdir.

Poliamid sentetik ipeğe benzeyen yapısıyla yumuşak bir materyaldir. Özellikle balığın dolaşarak yakalandığı uzatma ağlarında, ayrıca gırgır ağlarında ve trol ağı yapımında kullanılır. Yumuşak lifli uzatma ağları balığa daha kolay dolaşabilir. Bu nedenle poliamid ağlarla avlanan balıkların boy aralığı misina ağlarla avlananlara oranla daha geniştir. Aynı şekilde kalın iplerden yapılan ağlarla avlanan balıkların boy aralığı da ince iplerden yapılan ağlara göre daha dardır.

2.2.2. Ağ Gözü Açıklığı

Ağ gözü açıklığı, hem balıkların etrafının sarılarak hapsedilmesi hem de ağa dolaşması veya ağ gözlerine saplanması yoluyla balıkları yakalayan ağlarda seçiciliği etkileyen en önemli faktördür. Oltalarda ağ gözü açıklığına kanca büyüklüğü karşılık gelmekte olup, balığın av aracı tarafından alıkonmasını aynı şekilde etkiler. Trol ve gırgır gibi balıkları hapseden av araçlarında yakalanabilirlik balıkların ağ gözünden kaçabilmesine bağlıdır. Bu ağlarda ağ gözü açıklığı büyüdükçe ağdan kaçabilen balıkların miktarı ve boyları artmaktadır.

Genellikle seçicilik ağ gözü açıklığı ile balık boyu arasındaki ilişkiyi ifade eden bir fonksiyondur. Bu fonksiyonda ağ gözü açıklığı ile balık boyu arasındaki ilişki ağın yapısına bağlı olarak değişir. Ağ gözü açıklığı ile yakalanabilirlik arasında doğru bir orantı vardır. Seçicilik boyu genellikle tüm ağlar için seçicilik faktörü veya seçicilik katsayısı ile ağ gözü açıklığının çarpımına eşittir (Lopt = k x m veya Lc= b x m).

2.2.3. Donam Faktörü

Donam faktörü özellikle solungaç ağlarında avlamayı önemli ölçüde etkiler. Hatta bazı araştırıcılar trollerde bile ağın donam faktörünün etkili olduğunu bildirmişlerdir. Donam faktörü (E); ağın yüzdürücü ve batırıcıların bulunduğu yakalara donamı sırasında, bir birim ağın kaç birim halata donatıldığını ifade eder (E=Yaka uzunluğu / Ağ Uzunluğu). Hızlı yüzen palamut ve tirsi gibi balıklarda donam faktörü büyük tutulurken (0.4-0.6), yavaş yüzen kalkan ve sazan benzeri balıklarda daha küçük (0.25-0.35) tutulur.

Hızlı yüzen balıklar genellikle ağ gözüne saplanır ve geri çıkmak istediklerinde solungaç kapaklarından ağa yakalanırlar. Bu balıkların avlanması için ağ gözlerinin balığın girmesini sağlayacak biçimde açık ve gergin olması gerekir. Dolaşma yoluyla yakalanan yavaş hareket eden balıkların daha iyi avlanabilmesi için ağ gözlerinin gergin olmaması yani bol olması gerekir. Zira gergin olan solungaç ağlarında büyük balıklar ağa dolanamazlar.

2.3. Avlanan Türün Özellikleri

Yukarıdaki bölümlerde de bahsedildiği gibi avlanacak türün vücut şekli, yüzgeç ışınlarının yapısı, solungaç kapaklarının yapısı, vücudu üzerindeki diğer çıkıntılar, yüzme hızı ve balığın demersal semipelajik veya pelajik olması yakalanabilirliliği ve dolayısıyle seçiciliği etkiler. Torpil şeklinde olan palamut ve uskumru gibi balıkların bol donatılmış ağlara yakalanması zor olduğu gibi, iskorpit, sazan ve kalkan gibi balıkların gergin donatılmış ağlara yakalanması da zordur. Bedeni üzerinde sert yüzgeç ışınları ve başka dikensi çıkıntılar bulunan balıklar hem takılma hem de dolanma yoluyla daha kolay yakalanabilirler. Demersal balıkların deniz yüzeyine serilen ağlara, pelajik balıkların deniz dibine serilen ağlara yakalanması zordur.

Aıntı:

Hayalet Avcılık


Ticari yada amatör amaçlarla avlanırken takılan, yırtılan, kopan veya genel olarak kaybedilen av araçlarının çok uzun süre avlamaya devam etmesine "hayalet avcılık" denilir.



Tırıvırının gerçek zararı; onun amatöre yakışmayan, seçici olmayan ve fazla kapasiteli bir yöntem olması yanında ve ya bundan daha çok takılıp kaldığı ortamda balık avlamaya devam etmesinden kaynaklanır.

Ve bu avladığı balıklar;

* hiç kimseye fayda sağlamaz
* avlama zaman yasaklarına uymaz
* miktar bakmından av limitlerine uymaz
* boyut bakımından limitlere uymaz

Balıklar bu tür kayıp av araçlarına yakalanır, ölür ve çürür. Av aracı boşaldığında yeniden balık yakalanmaya başlar. Onlar da ölür, çürür ... Bu şekilde av aracının içi ve çevresi balık iskeletleriyle dolar....

İşye bu nedenle bu olaya "hayalet avcılık" denilmektedir.

Hayalet avcılık günümüzde çevre ve özde su kirliliğinden sonra balıkçılğın en önemli ikinci sorunudur. Hayalet avcılıktan balıklar kadar su kuşları, deniz memelileri ve kaplumbağalar gibi pek çok canlı etkilenir.



Bir amatör balıkçı kurşun kirliliğinden daha çok kırık misina kirliliğine dikkat etmelidir. 3-5 metre misina deyip suya attığımız parçalar yengeçler, su kuşları, istakozlar ve bazen balıklar için çok zararlı olabilmektedir.

Alıntı

İzmir Körfezi’nde Hayalet Avcılığa Neden Olan Kayıp Uzatma Ağı Miktarının Tespitine Yönelik Bir Araştırma,
Adnan Ayaz, Vahdet Ünal, Uğur Özekinci

Anket sonuçlarına göre, İzmir Körfezi’nde 2002 yılında yaklaşık olarak 200–280 km. uzatma ağının çeşitli nedenlerden dolayı kaybolduğu tahmin edilmiştir.

Tüm av takımlarının kaybolma ihtimali vardır ve bu ağlar kaybolduktan sonra avcılık faaliyetine devam etmektedir.
Kaybolan av araçlarının neden olduğu avcılık olayına “Hayalet Avcılık” adı verilmektedir (Ayaz ve Acarlı, 2002). Av araçlarının kaybolmasının bir çok nedeni olabilir. Genel olarak; hava koşulları (fırtınalar, akıntılar, buz hareketleri vb.), dip engelleri (batık gemi enkazları), gemi seyrüsefer durumu, balıkçılık aktiviteleriyle çatışma, zemin yapısı, insan hataları (işaret şamandıralarının iyi bağlanmaması veya gereğinden kısa bağlanması v.b.), deniz kuşları ve büyük canlıların etkileri (kuşların şamandıra iplerini gagalayarak kesmesi veya çözmesi, büyük canlıların (yunus, manta, balina, fok, vb.) ağa yakalanarak ağı sürüklemeleri, bazı balıkçıların kişisel çekişmelerden dolayı birbirine zarar amaçlı olarak işaret şamandırası iplerini kesmeleri, dip halatlarının diğer kayıp takımlar tarafından kesilmesi ve çeşitli donam hataları başlıca kayıp nedenleri olarak ifade edilmiştir (Bowen, 1961; Smolowitz, 1978; Sutherland ve diğ.,1983; Brandt, 1984; High, 1985; Breen, 1987,1990; Laist, 1996).
Kayıp av takımları ve onların parçaları, kaybolduktan sonra avcılık faaliyetini devam ettirir. Bu durum, deniz ekosistemi ve deniz dibi kirliliği açısından oldukça tehlikelidir. Ancak, kaybolan her av takımı özellikle trol ve sürütme ağları gibi aktif avcılık takımları kaybolduklarında, avcılık faaliyetini devam ettiremez. Diğer taraftan, pasif olarak kullanılan özellikle uzatma ağları ile tuzaklar kısa vadede önemli derecede ve etkili bir şekilde balık avlamaya devam etmektedir (Carr ve diğ.,1992; Kaiser ve diğ., 1996).
Dünya genelinde, galsama ağları balıkçılığında her yıl %1 oranında kayıp meydana geldiği bildirilmiştir (Natural Resources Consultants Inc., 1990 in: Laist, 1996).
Newfoundland’ta her yıl 5000 morina (Gadus morhua L., 1758) galsama ağının kaybolduğu (Fosnaes, 1975), Kanada balıkçılığında kayıp galsama ağlarının yakalama oranlarının, bu ağlar ile yapılan avcılığın %15’ini teşkil ettiği tahmin edilmiştir (Cooper ve diğ., 1988). Kanada Atlantik kıyısı balıkçılığında ise her yıl ortalama 8000 galsama ağının kaybolduğu, 3000-30000 ton arasında dip balığının telef olduğu tahmin edilmiştir (Anon, 1995; Cophin ve diğ., 1996).

Yapay Resifler ve Balıkçılığa Katkısı


Plansız ve düzensiz olarak artan balıkçılık, denizlerden kum çıkarılması, iyi planlanmadan deniz doldurularak yapılan limanlar, otoyollar ve arazi kazanma çalışmaları denizlerdeki doğal zemin yapılarını bozmaktadır. Ayrıca arıtılmadan denizlere deşarj edilen kirli sular ve katı atıklar da pek çok deniz alanlarının kirlenmesine neden olmaktadır. Gerek yanlış kullanım kaynaklı tahribat gerekse kirlilik, denizlerimizde pek çok canlı için barınma, beslenme ve üreme alanı oluşturan değerli dip yapılarının kullanımını olanaksız hale getirmektedir. Genel görüşün aksine bu gelişmeler sadece kayalık, mercan ve deniz çayırlarından oluşan doğal resif alanları değil, kumlu-çamurlu özel dip yapıları, sığlıklar ve kumsallar gibi denizel yaşam açısından önemli diğer habitatları da etkilemektedir.
İnsanlar tarafından kıyıların korunması, liman inşası ve arazi kazanma amaçlı yapılan deniz dolgularının, çakılan kazıkların ve gemi batıklarının üzerinde midye, istiridye gibi kabukluların geliştiği ve balıklar için cazip barınma alanları olduğu çok eskiden buyana bilinmektedir. Özellikle I. ve ardından II. Dünya savaşlarında batan gemiler ve denizlerde kalan savaş enkazlarının içerisinde ekonomik değeri yüksek balıkların barınması ve batıkların çevresinin diğer bölgelere oranla daha verimli av sahaları olması da insanların dikkatini çekmiştir.
Planlanmadan ortaya çıkan bu durum; yoğun domestik, balıkçılık ve yatçılık faaliyetlerden etkilenen zengin canlı topluluklarını barındıran deniz zeminindeki kayalık bölgeler, mercan alanları ve deniz çayırı tarlaları gibi doğal habitatların korunması ve iyileştirilmesinde yapay resiflerden yararlanılabileceği fikrinin ortaya atılmasına neden olmuştur. İlk uygulamalara illegal sürükleme ağı kullanımını engelleme ve dalış turizmini geliştirmek amacıyla hurda kara ve deniz taşıtlarının belli deniz alanlarına bırakılmasıyla başlanmıştır.



Ticari balıkçılık faaliyetleri de deniz zeminindeki yaşam alanlarını tehdit eden diğer bir faktördür. Deniz zeminiyle sınırlı ilişkide olan fanyalı ve sade uzatma ağları yanında direç ve algarna ağları Karadeniz’in sınırlı sığ alanlarında deniz zemini tarayarak kum midyesi ve deniz salyangozu avcılığında yaygın olarak kullanılmaktadır. Her ne kadar pelajik balıkların avcılığında kullanılsa da mevcut gırgır ağlarının derinlikleri av sahalarından kat kat fazla olmasına rağmen bölge kısıtlaması olmaması nedeniyle deniz zemini ile yoğun ilişki içersindedir. Ülkemizin Karadeniz kıyılarında belli bölgelerde ve kıyıdan 3 mil mesafe dışında kullanımına izin verildiği halde yetersiz kontrol nedeniyle yasak bölgelerde yapılan trol avcılığı da mevcut kıyısal habitatları tehdit etmektedir.
Hem kendine özgü tür çeşitliliği hem de var olan doğal ve insan yapısı etkiler nedeniyle Karadeniz’deki sınırlı miktardaki doğal habitatın korunması, tahrip olmuş alanların iyileştirilmesi ve destekleyici yeni yaşam alanları oluşturulması daha fazla önem kazanmaktadır.

Doğal habitatların korunması, rehabilitasyonu ve yenilerinin oluşturulmasında kullanılan en önemli araç yapay resif uygulamalarıdır. Çeşitli zamanlarda yapılan bilimsel toplantılarda konunun uzmanı bilim adamları tarafından kıyısal alanlara yapay resif yerleştirilmesinin en makul çözüm olduğu karar birliğine varılmıştır. Amaca uygun olarak doğru bir şekilde seçilmiş ve yerleştirilmiş olan yapay resifler yukarıda bahsedilen tüm kötü etkilerin giderilmesi ve mevcut habitatların zenginleştirilmesinde oldukça etkilidir.
Yapay resifler hem kıyısal hem de açık sulardaki av sahalarına balık toplamak, mevcut kabuklu ve balık habitatlarını geliştirmek veya yeni habitatlar oluşturmak, ayrıca bölgesel olarak balık biyokütlesini arttırmak amacıyla deniz dibine yada su kolonuna yerleştirilen doğal veya insan yapımı nesneler olup yerleştirildikleri yere göre farklı isimler almaktadır.
Deniz dibi dışında su sütununda herhangi bir bölgeye veya su yüzeyine sabitlenerek pelajik balıkları bir araya toplamak ve sürü oluşturmalarını sağlamak amacıyla kullanılan araçlara Balık Toplayıcı Nesneler (Fish Atractive Devices “FAD”) denir.


Diğer bir yapay habitat türü olan yapay resifler (Artificial Reefs) ise demersal ve semipelajik türlerin yuvalanmaları, üremeleri ve beslenmeleri için yaşam alanı oluşturmak amacıyla deniz tabanına yerleştirilen özel olarak dizayn edilmiş araçlardır.
İlk çağlarda denize düşmüş bir ağaç dalı veya hindistancevizi yaprakları gibi nesnelerin etrafında balıkların toplandığını gören insanlar, yüzlerce yıldır bu yöntemi kullanarak balık avcılığı yapmışlardır. Çağımızda ise, aşırı avcılık, kirlilik ve benzeri nedenlerle balık üreme ve gelişme alanlarının tahrip edilmesi ve buna bağlı olarak kıyısal alanlarda yapılan balıkçılık faaliyetlerinin düşüşe geçmesi ile geçmişten gelen bu deneyim yeniden gözden geçirilerek, deniz dibine yerleştirilen daha etkin Yapay Resifler ve su sütununa yerleştirilen Balık Toplayıcı Nesneler geliştirilmiştir.
Japonya ve Amerika gibi ülkelerde 200 yılı aşkın süredir yapay habitat uygulamaları yapılmaktadır. Geçmiş yıllarda kanalizasyon boruları, beton yığınları, arabalar, savaş gemileri ve araba lastiği gibi nesneler Yapay Resif olarak kullanılırken; pelajik türleri çekmek amacıyla da açık deniz gaz ve petrol platformları, şamandıra gibi yüzen nesneler ve yüzer durumdaki gemi enkazları kullanılmıştır.
Avrupa ülkelerinde Yapay Resif uygulamaları 1960’lı yıllarda başlamış ve 1980-1990 yılları arasında hızlı bir şekilde artmıştır. Genelde Atlantik Okyanusunun batı kıyılarında ve Akdeniz’de değerli olan deniz çayırı yataklarını trollerin verdiği zarardan korumak amacıyla yapılmıştır.
Günümüzde Amerika Birleşik Devletleri, Japonya ve bir çok Avrupa ülkesinde yapılan Yapay Resif uygulamalarında çok farklı şekil ve dizayna sahip daha fonksiyonel Yapay Resif’ler kullanılmaktadır. Hatta modern Yapay Resif modüllerini üretmeyi kendine iş edinmiş işletmeler bile kurulmuştur.
Ülkemizde ise son 15 yılda tahrip olmuş ekosistemlerin yeniden canlandırılması ve kıyı bölgelerinde büyük tekne ve av araçlarıyla yapılan yasa dışı balıkçılığın önüne geçilmesi amacıyla Yapay Resif uygulamaları yapılmıştır. İlk olarak 1989 yılında Ege Üniversitesi Su ürünleri Fakültesi’nin tarafından 10 adet eski troleybüs İzmir körfezine başlanan çalışmalara sonraki yıllarda yine Ege Üniversitesi, yerel belediyeler ve balıkçı kooperatiflerinin iş birliği ile Muğla ve İzmir (İç Körfez, Gülbahçe, Urla, Hekim adası, Dalyanköy, Ürkmez, Foça ve Zonguldak, Gümüldür) de yapılan çalışmalarla devam edilmiştir .

Yunusların Balık Avcılığına Etkisi ve İstenmeyen Yunus Ölümlerinin Önlenmesi


Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de balık avcılığı sırasında istenmeden yunus ölümleri meydana gelmektedir. Bu proje Karadeniz'de yapılan dip uzatma ağlarıyla avcılıkta meydana gelen yunus ölümlerinin önlenmesi ve hem yunusların hem de balıkçıların bu nedenle uğradıkları zararların azaltılması amacıyla planlanmıştır.

Diğer ülkelerdekinin aksine ülkemizde sadece dip balıklarının avcılığında kullanılan uzatma (sade ve fanyalı) ağlarında yunus ölümlerine rastlanmaktadır. Dünyanın pek çok yerinde başta gırgır ağlarıyla avcılık olmak üzere değişik av araçlarında çok büyük oranda yunus ölümleri oluşmaktadır. Ülkemizde yunus ölümlerinin çoğu mutur adıyla bilinen Phocoena phocoena L. türünde oluşmakta, daha akıllı ve güçlü olduğu için Tursiops ve Delphinus cinsleri ağlara çok seyrek yakalanmaktadır. Yılda 3000-4000 adet yunusun bu şekilde ağlara yakalanarak öldüğü tahmin edilmektedir. Diğer yandan yunuslar ürünlerine ortak olarak, ağları ve ağa yakalanmış ürünleri tahrip ederek balıkçılara zarar vermektedir.

Projenin asıl konusu doğa – insan barışıklığının sağlanmasıdır. Yunuslar ekosistemin bir parçası olarak milyonlarca yıldır doğada varlıklarını sürdüren canlılardır. İnsanlar doğadaki her şey gibi yunuslardan da faydalanmış, onları eti ve özellikle yağı için avlamıştır. Dünya nüfusunun artması, av araç ve yöntemlerinin gelişmesiyle aşırı avcılık nedeniyle pek çok türde olduğu gibi yunusların da nesil devamlılığı tehlike altına girmiştir. Bu süreçte yunusların korunması ön plana çıkmıştır.


Ülkemizde özellikle Karadeniz'de 1980 yılına kadar yunus avcılığı yapılmış ve bu hayvanların yağları ve etleri değerlendirilmiştir. Gelişen duruma uygun olarak ülkemiz de imzalanan uluslararası anlaşmaların gereği olarak 1983 de ulusal mevzuatımıza eklenen bir madde ile yunus avcılığı yasaklanmıştır. İlk yıllarda balık avcılığının çok yoğun olmaması ve ülkemizde yılda 200 bin ton gibi düşük düzeyde balık avlanılması nedeniyle yunuslar unutulmuştur.

5 yıllık kalkınma planları hedeflerine uygun olarak yapılan teşvik ve destekler ile su ürünleri avcılığı geliştirilerek av kapasitesi artırılmıştır. Bundan sonra yunusların sayıları, bir yılda tükettikleri balık miktarı ve yine yunusların balık avlama araçlarına verdikleri zararlar göze batmaya başlamış ve balıkçılardan yunusların avlanması için talepler gelmiştir. Yapılan bazı yetersiz bilimsel çalışmalarında körüklediği bu süreç ülkemizin uluslararası alanda yunuslar konusunda zaten kötü olan imajını daha da kötü hale getirecek bir hal almıştır.

Yunusların populasyon büyüklüğünün doğal engellerle sınırlandığı, hastalık ve yetersiz beslenme gibi nedenlerle aşırı çoğalamayacakları bir gerçektir. Asıl sorun insanların denizden kapasitenin üzerinde balıkçılık yapma isteklerinden kaynaklanmış, açık sularda yeterince besin bulamayan yunuslar kıyılarda daha fazla görülmeye başlanmıştır.

Yunuslar özellikle dip uzatma ağlarına yakalanmış balıkları almak amacıyla ince ipten üretilmiş ağlara önemli düzeyde zarar vermektedirler. Öte yandan kalkan balığı avcılığında kullanılan ağların ip kalınlığının fazla olması nedeniyle yunuslar ağı yırtamamakta ve bazen ağa takılarak ölmektedirler. Balıkçı yönünden yunus düşmanlığı için yeni bir neden olarak ortaya çıkan bu durum, yunuslar yönünden ise ölüm ve yok olma anlamına gelmektedir.


İstenmeyen yunus ölümlerinin önlenmesi tek başına ele alındığında elde edilen bilgiler balıkçıyla yunus barışını sağlama açısından çok etkili olamayacaktır. Bu nedenle projede hem yunusların hem de balıkçıların uğradığı zararların nitelik ve niceliğinin belirlenmesi ve elde edilen bilgiler değerlendirilerek önleme çareleri geliştirilmesi üzerinde durulacaktır.

Yunusların balık avcılığına verdikleri zararlar konusunda ülkemizde yapılmış bir araştırmaya rastlanmamıştır. Çelikkale ve ark., (1988) Karadeniz'de yunus stoklarının tespiti üzerine yaptıkları çalışmada Karadeniz'de 450 bin adet yunusun yaşadığı ve bunların günde 20-30 tonun üzerinde balık tükettikleri bildirmişlerdir. Ünsal (1997) Karadeniz yunuslarına yılda %2-3 oranına katılım olduğunu ve yunusların 1997 deki miktarının 540 bin adet ve günde tükettikleri balığın 50 tonun üzerinde olduğunu bildirmiştir. Ayrıca yıllık tüketilen su ürünleri miktarının ülke balık avcılığı yanındaki miktarının azımsanmayacak düzeyde olduğunu, yunus populasyonuna zarar vermeden yılda 13.600 adet yunus avlanabileceğini fakat bu miktardan ülkemize düşen payın avcılık masraflarını karşılamayacağını belirtmektedir. Ülkemizde Japon araştırmacıların Türk bilim adamlarının da katılımıyla yapıltıkları su kirliliğinin yunuslar üzerindeki etkisiyle ilgili çalışma da önemlidir (Tanabe ve ark. 1997; Yel ve ark., 1996).

Jefferson ve ark., (1993) deniz memelilerini ele aldıkları çalışmalarında Karadeniz'de Delphinus delphis L., Tursiops truncatus Montagu 1821 ve Phocoena phocoena L. türlerinin bulunduğunu bildirmişlerdir. Barabash ve Nikiforov (1940) ve Tomilin (1967) Karadeniz’deki şişe burunlu yunusun (Afalina) Tursiops truncatus ponticus adıyla lokal bir tür olduğunu bildirmişlerdir. 10-20 Nisan 2000 de Nairobi’de yapılan toplantıda yabani fauna ve floraya ait tehlikedeki türlerin uluslararası ticareti konvansiyonuna yapılan ekle Karadeniz Afalinası Ek 2 den Ek 1’e alınmıştır (Anon., 2000).

Visit Greenpeace.org to help save your seas.

Uluslararası platformda ülkemiz genelde yunusları avlayan en azından geçmişte avlamış ve türün tehlikeye girmesine neden olmuş bir ülke olarak bildirilmektedir (Anon., 1991; Anon., 2000; Specter, 1997, Yel ve ark., 1996, Zemsky, 1996, Zhuraleva ve ark., 1982). Bunun yanında 1994 yılında İstanbul'da yapılan 1. Karadeniz Memelileri sempozyumunda değerli çalışmalar sunulmuştur (Bogdanova ve ark. 1996, Kulagin ve ark. 1996, Mikhalev 1996, Pavlov ve ark. 1996, Vinogradov 1996).

Tüm dünyada yunusları ve diğer su canlılarını koruma çabaları yoğunluğunu artırırken, ülkemizde giderek gerilen bir ortam ve yunusların aşırı çoğaldığı ve bunların bir kısmının öldürülmesi gerektiği iddiaları daha fazla ön plana çıkmaktadır.

Bu tür iddialar ve belki de balıkçıların ve bazı bilim adamlarının baskısıyla alınacak yanlış kararlar ülkemizi dış dünyada istemediğimiz durumlara düşürebilir. Halbuki yunusların aşırı çoğaldığı, denizdeki balık populasyonlarına ne kadar zarar verdiği ve av araçlarına verilen zararlar konusunda yapılmış net araştırmalar da yoktur. Elde edilen sonuçlar her ne olursa olsun, yunuslara zarar vermeden av araçlarını ve avlama yöntemlerini değiştirerek veya geliştirerek alınabilecek önlemler tespit edilmelidir.

Ay ve Balıkçılık

Tecrübeler dolunaydan üç gün önce ve yeni aydan üç gün sonraki günlerde balık avının daha iyiye gittiğini bazen de daha büyük avlara yöneldiğini söylemektedir. Özellikle bu iki ay evresinin öncesi ve sonrasındaki dönemlerde oltalarımızda çok kuvvetli vuruşlar alacağımız kesindir.
Hava şartları doğru evredeki ayın beklenen avantajını tamamen bertaraf edebileceğini lütfen dikkate alınız. Kararlı bir havanın aydan daha kuvvetli avantajlar sağlaması olasıdır, fakat uygun bir havayla birlikte uygun ay evresine denk geldiğimizde hayal dışı bir balık avı yapmamız mümkün olur.

Ayın balıklar ve dolayısıyla balık avı üzerindeki etkileri bunlarla sınırlı değildir. İlerleyen satırlarda yeni ip uçları daha ayrıntılı biçimde ele alınacaktır.

Bu saptamalar ortaya konduktan sonra bazı şeyler mutlaka tam olarak bilinmesi gerekir. Bunlar nedir;
• Ayın evreleri nasıl gelişir?
• Yeni ay,
• Eski ay,
• Dolunay nedir?
• Evreler ne zaman ve hangi sırayla görülür?

Ay'ın değişik biçimlerde görülmesine "Ay'ın evreleri" denir.

* Yeni Ay:
Ay'ın Güneş hizasından yeni ayrıldıgı andır. İncecik görünümü ile Güneş'in batışından kısa bir süre sonra batıda görülür. Ay, Dünya ile Günes arasında olduğundan dolayı Güneş'e dönük olan parlak yüzü Dünya'dan görülmez.

* İlk Dördün:
Yeni Ay'dan 7,5 gün sonraki görünen durumdur. Ay, Yeni Ay evresinden sonra hilal şeklini alır. Bundan sonra Ay'ın aydınlık yüzeyinin yarısı Dünya'dan gözlenir. Bu döneme İlk dördün denir.

* Dolunay:
Yeni ay'dan 14 gün sonraki görünen durumudur. Ay, Dünya etrafındaki hareketinin yarısını tamamladığında Dünya ve Güneş'le aynı hizada yer alır. Böylece Ay Güneş'ten aldığı ışınları Dünya'nın karanlık yüzeyine yansıttığı için Dünya'nın bu yüzeyinden daire şeklinde parlak görülür. Bu görünümü dolunay durumudur.

* Son Dördün:
Ay'ın Dolunay'dan sonra Yeni Ay evresine yaklaştığı aydınlık yüzeyinin yarısının ikinci kez Dünya'dan görülme evresidir.

* Eski Ay:
Bu evrede son dördün görünüm daha da incelerek bir hilal görüntüsü alır ve giderek kaybolur.

Ay'ın üç türlü hareketi vardır;

a) Kendi ekseni etrafındaki hareketi: Güneş günüyle 29,5 günde tamamlar
b) Dünya etrafındaki hareketi: Bunu da aynı sürede yani 29.5 günde tamamlar

Bu nedenledir ki;
• Dünya'dan bakıldığında Ay'ın hep aynı yüzü görülür.
• Ay'da yaklaşık 15 gün gündüz, 15 gün gece yaşanır.

c) Dünya ile birlikte Güneş etrafındaki hareketi: Bunu da 365 gün 6 saatte tamamlar.

İlk okuldan bu yana ayın evreleri konusunda hepimiz bir şeyler öğrenmişizdir. Ama bilmiyorum kaçımız ayın evreleri ve hareketleri konusunda önemli bir konunun farkına varmıştır. Maalesef günümüzde pek dikkat edilmeyen, benim gibi sadece hanımın, islerin ve diğer uğraşıların izin verdigi zaman balığa gidebilenlerin çok kolay farkına varamayacağı bir konu. Yukarıda ay evreleri ve ayın hareketi konusunda verilen bilgileri tam olarak özümseyebilsek bu tuhaf gerçegin farkına varabilirdik.
Ticari balıkçılar dışında ve özellikle internet ortamında bilgi paylaşanlar arasında bu konunun farkında olan çok az kişi tanıdım. Tabii ki ne oldugunu anlatacagım ama lütfen biraz sabırla yazılanları dikkatle okuyunuz.
Çevremizde sık sık duyar ve gözler, internette bu konunun tartışıldıgı ortamlarda da çok sık okuruz. Kimisi "dolunay varken çok balık çıkar", kimisi "dolunayda tek bir balık tutulmaz" der. Bunu gün gün, saat saat örnekleriyle ortaya koyar. Av raporlarını geriye dönük olarak ayın evrelerine göre incelersek gerçektende dolunayda hem sıfır çekilen hem de rekor kırılan raporlara denk geliriz.
Bu noktada, iyi bir okuyucu hemen en başta verilen ip uçlarından bu durumu hava şartlarına bağlayacaktır. Evet bu mümkün, ama burada anlatmaya çalıştığım asıl konu ayın uygun olduğu gün hava şartının uygun olup olmaması degildir.
Öncelikle şunu belirtmek lazım ki, ülkemizdeki tecrübelere göre balığın en fazla vuruş yaptığı saatler ayın doğduğu ve battıgı saatlerden hemen öncesidir. 30 dakikalık doğmadan önceki zaman ile doğuştan sonraki 1.5 saatlik süre özel bir öneme sahiptir.
En başta verilen bilgiyle bunu bir araya getirecek olursak; dolunaydan üç gün önce başlayıp dolunaya kadar ve yeniay zamanından başlayarak üç gün sonrasına kadar, ay doğarken ve batarken en verimli avlar yapılabilir.
Ancak bu konunun üzerinde uzun uzun durmama neden olan bir duruma şimdi dikkat çekmek isterim; Ay her gün aynı saatte doğmuyor.
Örnek olarak Sinop'ta 2008 yılında Nisandan itibaren her ayının ilk günü ayın doğuş zamanlarına bir bakalım.
Nisan Mayıs Hazrn Temmz Ağusts Eylül Ekim Kasım Aralık
02:56 02:11 01:49 01:45 04:12 06:44 07:48 09:45 09:55

İlginç değil mi? :)

Hala gizemi çözemediyseniz daha açık söyleyeyim, 2008 yılı Ağustos ayının basından itibaren ay gündüz doğuyor. Koskocaman güneş ihtişamlı ışıklarıyla ortalığı aydınlatırken, sönük ışıkları güneş tarafından bastırılmış ay balığın yemlenmesinde ne kadar etkili olabilir?
Ayrıca bu doğup batan ayın hangi evrede olduğunu daha devreye sokmadık. Oysa geriye kalan günlerin en az onda dokuzunda ne dolunay, ne de yeni ay vardır.
Artık çesitli platformlarda ay ve balıkçılık konusunda yazılan pek çok şeyin ne kadar anlamsız olduğunu sanırım görmek mümkün.
Şimdiye kadarki verilenlerden bir şeyin net olarak anlaşılması lazım. Yıl boyu her gün gece avı yapmayan, yada en azından aralık vermeden üç ay gece balık avı yapmayan birinin ayın vuruş alımını iyi etkilediği zamana denk gelmesi sadece tesadüfe bağlıdır.
Bunu tesadüfe bağlamak istemiyorsak, tüm yıl gün gün ayın doğup battığı saatleri ve doğan ayın hangi evrede oldugunu bir çizelgede işaretlemeli, uygun olan saatlerde balıkta olmaya çalısmalıyız.
DEVAM EDECEK

Balıkçılar Kahvesine Hoş Geldiniz.

Balık, Deniz, Göl, Irmak, Dere, Çevre sevdalıları, Doğa yürüyüşlerine ve kampçılığa meraklı macera ve keşfi seven dostlar paylaşım alanımıza hoş geldiniz.

Uzun yıllar internet ortamında çeşitli platformlarda amatör - ticari balıkçılık ve çevre konularında pek çok paylaşımda bulundum. Bunların çoğu e-posta grubu mesajları yada forumlar arasında kaybolup gitti.

Bu eski çaşılımalarımı ve ilave edeceğim yenilerini burada yararlı olması dileğiyle tüm ülke balıkçılarının hizmetine sunuyorum.

Yazılara istediğiniz şekilde yorum ve görüş yazarak katkıda bulunabilir, konular hakkında detay isteyebilirsiniz.

İlginize şimdiden teşekkür ederim.