25 Mart 2008 Salı

Denizlerimizdeki Davetsiz Misafirler, İstilacı Türler

Davetsiz misafir denen egzotik türler denizlerde de yaygın olarak bulunuyor. Denizel egzotik türler bir ortamdan başka bir ortama değişik yollarla girerler. Akvaryumculuk, denizel ulaşım, balıkçılık ve yetiştiricilik etkinlikleri, bilimsel araştırma etkinlikleri, coğrafik bariyerlerin insan tarafından ortadan kaldırılması (Süveyş Kanalı) gibi. Bunların içinde en yaygın olanı, gemilerin balast sularıyla taşınım. Balast suyu, gemilerin boşken dengelerini sağlamak için, alt kısımlarında bulunan balast tanklarına aldıkları su.

Büyük gemiler herhangi bir limandan aldıkları suyu, çok uzak mesafelere taşırlar. Böylece, bu su içinde birçok canlı tek başlarına yapamayacakları bir yolculuk yaparak bir yerden bir yere taşınmış olurlar. Bu yolla taşınım o kadar fazla ve yaygın ki, Japonya’dan Amerika’ya giden bir geminin balast suyunda yapılan bir incelemede 367 tür belirlenmiş. Dünya denizlerinde her gün yer değiştiren tür sayısının da 3000 civarında olduğunu tahmin ediliyor. Bu nedenle doğal ekosistemlere yabancı tür girişi kaçınılmaz oluyor.

Bunun yanında bazı canlılar da gemilerin karinalarına tutunur ve onlar da çok uzak mesafelere gidebilirler. Her iki durumda da taşınan bu canlıların büyük kısmı ya taşınma sırasında ya da ulaştıkları denizde ölür. Yaşamayı başarabilen türlerse, egzotik türler olarak yaşamlarını devam ettirirler. Gemi karinalarıyla birlikte taşınım, gemiyle yolculuğun başladığı zamanlardan bu yana devam eden bir şey. Bazı türler o kadar çok yere yayılmışlar ki, artık egzotik olarak kabul edilmiyorlar. Yetiştiricilik yoluyla taşınım, yetiştiriciliği yapılan türün deniz ortamına yanlışlıkla bırakılması sonucu gerçekleşir.

Birçok deniz yosunu türü bu biçimde taşınmış. Benzer biçimde taşınım bilimsel araştırma etkinlikleriyle de olabilir. Üzerinde çalışılan yabancı bir türün kazayla denize bırakılması sonucu egzotik taşınım gerçekleşebilir. Bir başka taşınım da akvaryum etkinlikleri sonucu gerçekleşebilir. Deniz akvaryumu için satışı yapılan birçok tropikal tür, denizler için büyük bir tehlike oluşturur. Bunun en iyi örneği katil yosun olarak bilinen Caulerpa taxifolia. Katil yosun, akvaryum için güzel ve kolay yaşatılabilir bir tür. Bu tropik yosun 1980’lerde Almanya’daki deniz akvaryumları için getirildi. Buradan da Monaco’daki (Fransa) bir başka deniz akvaryumuna taşındı. 1984’te akvaryumun deşarj suyuyla Akdeniz’e karıştı.

İlk görüldüğünde 1 m2’lik bir alanı kaplıyordu. Bu arada yosuna herhangi bir şey yapılmadı. Çünkü katil yosun o tarihe kadar yayılımcı bir özellik göstermiyordu. Katil yosun, 6 yıl boyunca uyum süreci geçirdi. 1990’ların başından itibaren yayılımını hızla artırmaya başladı. Önce Fransa sahillerinde daha sonra da Batı Akdeniz’de birçok ülkede yayılmaya başladı. Katil yosun, doğal ortamında böyle bir etki yapmıyor. Akdeniz’de yıkıcı etkiler yapmasının nedeni, bilimadamlarına göre, türün geçirdiği akvaryum süreci.

Akvaryumda genetik yapısı değişen ve çok daha güçlü hale gelen katil yosun, tekrar denize döndüğünde çok daha güçlü bir haldeydi. İlk yıllarında doğal düşmanı da olmadığından giderek büyüdü ve bugün Akdeniz ekosistemini tehdit eder hale geldi. Gemilerin çapalarında bile kolayca bir yerden bir yere gidebilen katil yosun, 2000 yılında Kaliforniya (ABD) kıyılarında görüldü. Genetik çalışmalar yapıldığında bu yosunun Akdeniz’den geldiği saptandı. Akdeniz’de yaptığı etkiyi bilen bilimadamları, bu yosunu kıyılardan temizlemeye başladılar. Çok pahalıya gelmesine karşın kıyılarını iki yıl içinde katil yosundan tamamen temizlediler.

Şu ana kadar Türkiye kıyılarında herhangi bir noktada katil yosun görülmüyor. Ancak, kıyılarımız bu konuda ciddi bir tehdit altında. 1 mm’lik bir kısmından bile çok büyük koloni oluşturabilen katil yosun, Fransa’dan kıyılarımıza gelen herhangi bir gemi çapasında olabilir. Coğrafik bariyerlerin yapay olarak kaldırılmasıyla oluşan egzotik tür girişine örnekse, Süveyş kanalı. 1869‘da bu kanalın açılmasıyla tropik bir deniz olan Kızıldeniz, dolayısıyla da Hint Okyanusu’yla, Akdeniz arasında bir bağlantı da sağlanmış oldu. Bağlantıdan sonra uzun bir süre tür geçişleri olmadı. Ancak, 1900’lü yıllardan itibaren Kızıldeniz kökenli canlılar yavaş yavaş Akdeniz’e girmeye başladı. Özellikle son zamanlarda bu girişte çok artış görülmeye başlandı. Bilimadamlarına göre bu tür girişi giderek artacak; belki de bir süre sonra Akdeniz’in büyük bir kısmı Kızıldeniz kökenli canlılardan oluşacak.

Bugün İskenderun Körfez’inde herhangi bir trol ağında çıkan balığın % 80’ini Kızıldeniz kökenli türler oluşturuyor. Katil yosuna benzer bir tür olan ve terörist yosun olarak adlandırılan Caulerpa racemosa, kıyılarımıza Kızıldeniz’den geldi. Katil yosun kadar etki yapmasa da, belli bölgelerde hızla yayılan terörist yosun, 2000’li yıllarda Kaş, Bodrum gibi yerlerde hızla yayılmasına karşın, şimdilerde o kadar yaygın değil. Hatta çoğu yerde görülmüyor. Kızıldeniz’den tür girişleri, biyoloçeşitliliği artırıyor.

Tür sayısının artmasına karşın bilimadamları, Kızıldeniz kökenli türlerinin yarattığı etkiyi olumlu bulmuyorlar. Çünkü, Kızıldeniz kökenli türler daha mücadeleci olduklarından, yerli türler üzerinde baskı yaratırlar ve yerli türlerin bulundukları bölgeden yavaş yavaş uzaklaşmasını sağlarlar. Buna karşı yapılabilecek bir şey de yok. Şimdilik yapılan, yalnızca türlerin kayıt edilmesi ve yeni ortamlarındaki davranışlarının izlenmesi. Karadeniz ve Marmara Denizi’ndeyse egzotik türler oldukça etkin. Gemiler aracılığıyla gelen egzotik türler, ortada düşman da olmayınca hızla üreyerek yeni alanlarda istilacı duruma geçerler.

İstilacı duruma geçebilmeleri için, egzotik türün bazı özelliklerinin de olması gerekir. Her şeyden önce türün ekolojik toleransının (çok değişik koşullarda yaşayabilme) yüksek olması, geldiği ortamın biyolojik çeşitliliğinin az olması gibi. Bu anlamda Karadeniz ve Marmara Denizi, egzotik türler için oldukça uygun. Her iki denizde de tür sayısının az olmamasına karşın, hamsi, midye gibi bazı türlerin populasyon yoğunluğu çok fazla. Bu, bol miktarda besin demek.

Örnek verecek olursak, 1946 yılında ilk kaydı verilen deniz salyangozu (Rapana thomasiana) bugün birçok yerde bol miktarda görülüyor. Normalde Japon Denizi açıklarında bulunan bu türün gemiler aracılığıyla Karadeniz’e geldiği düşünülüyor. Bunlar, midyelerle beslendiğinden, midye populasyonları üzerinde olumsuz etkiler yapıyorlar. Bu durumun ne kadar devam edeceği de bilinmiyor. Bu türden yararlanma yoluna da gidilmiyor değil. Bazı ülkelerde yendiğinden, avcılığı da yapılıyor. Avcılık, hem midye populasyonunu rahatlatıyor, hem de ekonomik kazanç sağlıyor. Bunun yanında, ekonomik değeri olmayan türlerin sayısı da oldukça fazla.

Bazı denizanaları ve taraklılar, bunlara en iyi örnek. Mnemiopsis leidyi türü taraklı hayvanın, 1982’de Amerikan araştırma gemisiyle Karadeniz’e geldiği tahmin ediliyor.
Yıkıcı etkisini göstermesiyse 1980’lerin sonuna doğru oldu. Planktonlarla ve balık yumurtaları yla beslenen bu taraklı hayvan, özellikle hamsi yumurtalarıyla beslendiğinden, Karadeniz’de hamsi populasyonlarını önemli ölçüde azalttı. Bu durum başlangıçta bilimadamlarını oldukça endişelendirdi. Önlemek için yapılabilecek tek şey, Mnemiopsis’in doğal düşmanını getirmekti. Ancak, daha önce böyle bir şey denenmediğinden etkilerinin ne olacağı kestirilemedi ve bundan vazgeçildi.

Daha sonra, tesadüfen bu doğal düşman yine egzotik olarak Karadeniz’e gemiler aracılığıyla geldi. Bilimsel adı Beroe ovata olan yamyam denizanası yalnızca Mnemiopsis yumurtalarıyla beslenir. 1997’lerden itibaren Mnemiopsis’in sayısında azalma meydana gelmeye başladı. Bugünse, ekosistem bu açıdan dengeye girmiş durumda. Mnemiopsis’in sayısının artmasıyla birlikte Beroe sayısı artıyor. Sonra Beroe’ler Mnemiopsis’le besleniyor ve onların populasyonunun artmasını engelliyorlar. Menimiopsis, normalde Amerika’nın doğu sahillerinde bulunuyor. Orada herhangi bir yıkıcı etki yapmıyor. Nedeni, doğal düşmanı olan Beroe’nin de orada olması olabilir.

Mnemiopsis, Karadeniz’de yaptığı yıkıcı etkinin benzerini bugün Hazar Denizi’nde gerçekleştiriyor. Bilindiği gibi Hazar Denizi ve Karadeniz arasında nehirle bağlantı var. Bu bağlantıdan gemilerle Karadeniz’den Hazar Denizi’ne gidilebiliyor. Gemiler aracılığıyla Hazar Denizi’ne geçen Mnemiopsis burada hamsiye çok benzeyen “kikla” denen bir balığın populasyonunu oldukça azalttı. Bu durumu önlemenin bilinen tek yolu, yamyam denizanası Beroe’nin aynı ortama götürülmesi. Konuyu, aralarında Türk araştırmacıların da bulunduğu bir grup bilimadamı İran’a önerdi. Ancak, bu konuda henüz gerçekleşen bir şey yok.
Egzotik türler her zaman böyle yıkıcı etkiler yapmazlar. Örneğin, bir başka denizanası olan Rhopilema nomadica, yılın belli dönemlerinde, Doğu Akdeniz’de zararsız sürüler oluşturur. Balast sularıyla büyük deniz canlılarının yanında, planktonik organzmalar, balık larvaları, yumurtaları da taşınır. Zehirli etki yapan ve denizin bazen kızıl görünmesine yol açan bir tek hücreli (Dinoflagellata), hem kıyılarımızda hem de dünyanın birçok yerinde zararlı etkiler yapıyor. Suyu süzerek beslenen midye gibi canlılara da bulaşan bu tür, hem midyelere hem de bunları yiyen insanlara zarar verebilir.

TUBITAK Biltek'den alıntıdır.

Hiç yorum yok: